“10 OCAK GAZETECİLERİN BAYRAMI” PEKİ ÖZGÜRCE YAZABİLİYORLAR MI?

“10 OCAK GAZETECİLERİN BAYRAMI” PEKİ ÖZGÜRCE YAZABİLİYORLAR MI?

Bence yazamıyorlar…
Yazmaya kalkarlarsa;
Ya patronları tarafından kovuluyorlar…
Yada bir süreliğine kodese koyuluyorlar!
Yani her ne kadar ‘basın özgürülüğü’ var denilse de…
Ve her Allah’ın günü oturup-kalkıp, sabah-akşam basın özgürlüğü üzerine gevezelik ve tantana yapılıp, söz edilse de!
Biz olmayan şeyleri hep “varmış” gibi yüksek sesle anlatmayı seven bir toplumuz…
Yani bazı ‘değerleri’ bizzat yaşamın pratiğine geçirerek, onun nimetlerinden yararlanmayı değilde; adını koyarak tatmin olmayı seven bir toplumuz…
Sizce de öyle değil mi?
Örneğin, yıllardır tantanasını yaptığımız ‘demokrasiyi’ ele alalım;
“Bizde de demokrasi var” demekle demokrasi olmuyor ki!..
Yani her insan; “Ben çok demokratım” deyince ‘demokrat mı’ oluyor?
Lafla “çok özgürüz” demekle, özgürüz anlamına mı geliyor?
Örneğin; “Kültür Bakanlığımız” var diye, bu toplumun tamamına yakını ‘kültürlü’ anlamına gelmiyor öyle değil mi?
Eğitim bakanlığımızın adını;’Milli Eğitim Bakanlığı’ olması tüm öğretilerin ‘milli’ olması anlamına mı geliyor?
Vesaire, vesaire..
Al birini, vur ötekine..
Diğer konularda da, durum birbirinden farklı değil…
(Şimdi sohbetin konu başlığına tekrar geri dönecek olursak;)
“10 Ocak” tarihi “Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanırmış bir zamanlar…
“Bir zamanlar” diyorum..
Çünkü 1961 yılından 1971 yılı Askeri müdahalesinden sonra da; 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanmaya başlanmış ve günümüze kadar da bu ‘isimle’ yol almış…
Şimdiiii..
Kısaca böyle bir günün ortaya çıkmasının öyküsü ve nedeni neymiş?
Veya “Neden böyle bir ‘gün’ kutlamasına gidilmiş?” gerek duyulmuş? diye soracak olursanız, kısaca öyküsü şöyle;
4 Ocak 1961 yılında ‘basın çalışanları’ ile ilgili bir yasa çıkarılmış.
Basın emekçilerinin bazı haklarını yasal güvence altına almak için.. Çıkarılan -212 sayılı kanun- gazete çalışanları ve emekçileri lehine çıkarılan bu yasa ’10 Ocak’ tarihinde -Resmi Gazetede- yayınlanıp yürürlüğe girince; gazete patronları bu yasaya itiraz etmişler…
Ve 9 gazete patronu, üç gün gazete çıkarmayarak karşı eyleme geçmişler…
Bu gazeteler şunlardır;
Akşam,
Dünya,
Cumhuriyet,
Hürriyet,
Milliyet,
Tercüman,
Vatan,
Yeni İstanbul,
Ve Yeni Sabah Gazeteleridir….
Bu 9 gazetenin patronları -emekçiler lehine çıkan- bu sosyal ve ekonomik haklar yasasına karşı çıktıkları için basın tarihine bu olay “Dokuz Patron Olayı” olarak geçer…
Ve patronlar, gazete çalışanlarının, emekçilerinin lehine çıkan bu yasaya ‘karşı çıkmak’ için 3 gün gazete çıkarmama eylemi yapınca; gazete çalışanları, emekçileri bir araya gelerek; 3 gün “BASIN” isimli ortak bir gazete çıkarırlar…
Yani kamuoyunu ‘gazete okumaktan’ mahrum bırakmazlar…
Şimdi bu sohbetimizi özetleyerek sonlandıracak olursak;
Gazete patronlarının dışında, bir gazetenin ‘köşe yazarı’ da ve haber peşinde koşanı da; özgürce gazetecilik yapmak ister…
Eğer gazete patronları, egemen güçlere icazetten yana değil de, özgürce düşünceden yana kullansa…
Gazete patronları çıkaracağı gazeteyi; emir ve talimatlarla değil, sadece ve sadece -toplumun doğru bilgilenme adına- gazetesini çıkarırsa…
Yani günlük çıkan her gazetenin sayfa haberleri aynı olmasa..
Gazetecilik deyimiyle; asparagas olmasa…
Gazetelerin ‘haber muhabirleri’ doğru haber yakalamak için (gazetecilik deyimiyle) birbiriyle yarışarak ‘haber’ atlatsa…
Ve o gazete ‘haberi ilk vermenin’ hazzını ve tadını yaşasa…
Haberi yakalayan muhabirde emeğinin karşılığını -bir şekilde- ödül olarak alsa…
Fena mı olurdu?
Mustafa Kemal Atatürk;
“Basın milletin müşterek sesidir” demiş…
Herhalde “müşterek” deyince “hepiniz aynı gün, aynı haberin başlığını atın” dememiştir diye düşünüyorum…
Hatta “Siz özgürce yazıp-çizmeyi bir tarafa bırakın da, egemen güçler neyi emrediyorsa onu yazın” anlamında hiç söylememiştir diye düşünüyorum…
Ukraynalı bayan yazar, Galina Serebryakova da şöyle diyor;
“Basın özgürlüğü, satılmışların elindeyse, yalanın silahıdır” diyor.
(Bunun yorumunu sizlere bırakıyorum)
Zaten bu güzel saptama benim bir sayfada anlatacağım şeyi bir cümlede anlatıvermiş..
Onun için bana susmak düşer…
Sonuç olarak;
Özgür düşünceden yana olan tüm gazete çalışanlarının ve emekçilerinin bu “10 Ocak Gazeteciler Bayramını’ en içten dileklerimle kutluyor;
Özgür ‘basının’ ve ‘basın emekçilerinin’ hiçbir kuvvetin önünde eğilmemesini diliyor;
Ben onların önünde saygıyla eğiliyorum…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar