ADIN VAR MI SENİN BACIM NE ZAMAN DİNECEK ACIN

ADIN VAR MI SENİN BACIM NE ZAMAN DİNECEK ACIN

 

Şu sıralar sohbetimizin daha çok ‘cumhuriyet’ ve onun öne çıkardığı değerler üzerine olacağını iki-üç gün önceki sohbet yazımızda söz etmiştik…

Bugünde yine 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerini fırsat bilerek ‘kadınlar’ üzerine sohbet yapalım istiyorum.

Hani şu duracağı yeri bir türlü tespit edemediğimiz ve gerçek adını bir türlü söyleyemediğimiz kadınlardan biraz söz edelim istiyorum…

Hani şu Nazım Hikmet’in ‘Kurtuluş Savaşı Destanında’ sözünü ettiği;

“…kadınlar,bizim kadınlarımız:

korkunç ve mübarek elleri

ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

anamız, avradımız, yarimiz

ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen

ve soframızdaki yeri

öküzümüzden sonra gelen

ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız

ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki

ve kara sabana koşulan ve ağıllarda

ışıltısında yere saplı bıçakların

oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan

kadınlar,

bizim kadınlarımız”

Dediği kadınlarımızın bugünkü durumuna hep birlikte bir ayna tutalım diyorum!

Şimdi diyebilirsiniz ki;'”Durup-dururken nereden geldi bu aklına?

Dedim ya;Cumhuriyet haftası etkinlikleri dolayısıyla aklıma geldi ve birde (belki sizde duymuşsunuzdur diye düşünüyorum) 94 yaşına gelmiş bir ‘Cumhuriyette’ hala kadın sorunları tartışılıyor.

Ve bir TV kanalı (İsmail Cemaatinin) televizyonlara kadın çıkarma yasağı koyuyor…

Hatta haber kadın üzerine ise kadının yüzünü sansürlüyor…

Veeeeeee!

Veeee!

Ve; cumhuriyet 94 yaşında…

100 yaşına gelmesine şunun şurasında 6 yıl kaldı…

Hala kadının nereye yerleştirileceği hala bilinmiyor!

Kadın’ın adı hala bilinmiyor!

Hala yeri; soframızda öküzümüzden sonra gelen insan yerine konuluyor!

Kimseler yüzünü görmesin diye yüzüne bez örtülüyor!

Hala kocasının, kardeşinin arkasından yürümesi yeğleniyor!

Yine 94 yıl öncesi olduğu gibi kafes arkasına sokulmak isteniyor

Okullarda haremlik-selamlık uygulanmasına geçiliyor!

Ve benim işine gelince “anam” dediğin!

İşine geldiği yerde “bacım” dediğin!

Sinirlenince ilk iş olarak ‘karını’ dövdüğün!

Küfretmek istediğinde ilk ona küfrettiğin!

Yani; anamız, avradım, yarimiz, nedense bu sıralar çok suskun!

Şimdiiiiiii!

Egemen güçlerin sessizliğini, suskunluğunun anlayabiliyorum…

Yönetimlerini uzun vadeli yapmak için eğitim sistemini yerle-bir edip, hallaç pamuğuna çevirerek ve toplumu kör kuyuların içine atarak iktidarlarını uzatabildikleri kadar uzatmak istediklerini de üç-aşağı, beş-yukarı tahmin edebiliyorum!

Kızların 13 yaşına gelen kızların evlenmesine ve gelin olmasına (işin içinde erkek çıkarları yattığı için) erkeklerin susmasını ve ses çıkarmak istemediklerini de öyle veya böyle bir şekilde ona da anlayabiliyorum!

Ama kadınların -kendilerine verilen hakları- birileri ellerinden alınırken sus-pus oturmalarını bir türlü anlayamıyorum…

Ve sinirlerimi kontrol altına alamayıp, şöyle isyankar sorular sorasım geliyor kadınlara;

“Yahu anam bacım, hadi diyelim ki senin erkeğin yukarıda biat ettiği egemen güçlerle (farkında olmadan) işbirliğine gitmiş ve senin hakların elinde birer-birer kaybolurken, erkeğinin sesi soluğu çıkmıyor.”

“Peki sen niye susuyorsun?”

“Sana 80 yıl önce verilen haklar elinden alınırken ve daha doğrusu alınmak istenirken suskunluğunu koruyorsun?”

Mustafa Kemal Atatürk’e birileri işine gelmediği için saldırabilir ve küfredebilir…

Peki sen bir kadın olarak Mustafa Kemal’a sahip çıkmıyorsun?

Sana cumhuriyet kurulur-kurulmaz 1924 yılında “Eğitim-öğretim hakkı verdiği” için mi?

Sana dünyanın daha birçok ülkesinden yokken 1926 yılında “Medeni kanun ve kadına yönelik haklar verdiği için mi?” kocana veya kardeşine uyup; sus-pus oturuyorsun?

Mustafa Kemal, cumhuriyet daha 7 yaşındayken 1930 yılında “Seçme ve seçilme hakkı verdiği için mi? bu kadar düşmansın Mustafa Kemal’a?

1933 ve 34 yılında kadınlarda tıpkı erkekler gibi her kamusal alanda görev yapabilir, muhtar, milletvekili, kısacası erkeklerin tüm görev yaptığı alanlarda ‘kadınlarda görev yapabilir’ dediği için mi, kadınlar sus-pus olmuş otururlar?

Bunu anlamak mümkün değil…

Zaten bir türlü anlayamıyorum da…

Sonuç;

Eğitimli-eğitimsiz, erkek ve kadın ne zaman tıpkı kurtuluş savaşında ve zor günlerde olduğu gibi yan-yana, omuz-omuza yürümeyi becerir…

Ne zaman ki; kadınlar (uygar yaşama ait hak istemelerinden vazgeçtim) Atatürk’ün kendilerine verdiği hakları tüm kadınlar (partiler-üstü) birliktelik sağlayarak korusunlar, inanın yinede doğru bir yolculuk yapacağız diye düşünüyorum…

Bilmem ki yanlış mı düşünüyorum?

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?