Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
AFGANİSTAN’DAN KAÇANLAR KADINLARINI GETİRMİYORLAR
  • 0
  • 221
  • 26 Temmuz 2021 Pazartesi
  • +
  • -

Sevgili dostlar,

Değerli canlar,

Cümleten merhabalar…

Üst-başlıkta da ifade ettiğim gibi mutlaka sizlerin de dikkatini çekmiştir diye düşünüyorum;

İran sınırından ülkemize bölük-bölük, tabur-tabur giriş yapan Afganlıların içerisinde (birkaç kadının dışında) doğru-dürüst kadın görülmüyor…

Kadınları bir tarafa bırak;

Sığınmacı Kervanının içerisinde doğru-dürüst küçük çocuklarında görüldüğü yok…

Şimdi bu durumda insanın ister-istemez şöyle düşünesi geliyor;

“Ya, bu gelenlerin hepsi bekar, çoluğu-çocuğu yok.”

“Ya, kadınlar bunca uzun yolu yürümeye göze alamadılar.”

“Ya da Talibancılar hepsini esir aldı ve kaçmaya fırsat bulamadılar”

Vesaire, vesaire…

Öyle ya;

‘Taşı sıksa, suyunu çıkaracak’ olan gençler -Taliban korkusuyla- yurtlarını terk edip, bir başka ülkeye sığınmaya çalışıyorlar…

Ve kaçarken de;

Analarını, bacılarını (eğer evliyseler) karılarını geride bırakarak ve tabana-kuvvet kaçıyorlar…

Ve komşu ülke İran’ı -pas geçerek- gelip Türkiye’ye sığınmak istiyorlar…

Bu umumi manzarayı yıllar önce Iraklı sığınmacılarda da yaşamıştık.

Bundan on yıl önce aynısını Suriye’de ülkesini savunmak istemeyen genç Suriyeli ‘sığınmacılarda’ da görmüştük bu filmi…

Geldiklerinde 3,5 milyon kişiydiler…

On yılda üreye-üreye şimdi 4,5 milyon dolaylarında olduğu söyleniyor…

Ve işin en düşündürücü yanı da;

Kaçtıkları bölgelerde savaş bitmiş olmasına rağmen hala geri dönmeyi düşünmüyorlar…

Sevgili dostlar,

Değerli canlar,

Şimdi ben böyle dedim, böyle düşündüm diye…

Ne kadar enternasyonalist düşünenler çıkacaktır…

Sanki bütün insani duyguları ondan başka düşünen yokmuş gibi;

“Irkçı” diye suçlayanlar olacaktır vesaire…

Ama kim ne derse desin…

Kim nasıl düşünürse düşünsün umudumda değil…

Benim umurunda olan ve üzerinde düşünmek istediğim tek şey;

“Suriye’de kendi vatanlarını savunmayıp, bizim ülkemize kaçanların ülkesini neden bizim gençlerimiz gidip savunuyor?”

Neden gidip onların yerine Suriye topraklarında nöbet tutuyor?

Neden tabutta geri dönüyor?

Tıpkı bugün Ordulu ve Samsunlu askerlerin ‘şehit’ nişanesiyle tabutta geri döndükleri gibi..

Bundan on yıl önce Suriyeli ‘savaş kaçkınlarının’ yurdumuza tabur-tabur kaçıp sığındığı gibi, şimdi de Afganlılar gelip sığınıyor…

Ve burada işin en düşündürücü yanı da şurası;

Amerikalılar 20 yıl önce Afganistan’a giriyor…

20 yıl içerisinde 1 trilyondan fazla para harcıyor…

200’den fazla askeri ölüyor ve 21 bin askeri yaralanıyor…

Kısacası; sonun pes ediyor ve askerlerini geri çekiyor…

Eeeee!?

Amerika askerlerini geri çekiyor da ne oluyor?

Efendime söyleyeyim şöyle oluyor;

Bizim sayın cumhurbaşkanımız, ABD Başkanıyla görüşüyor…

Ve Afganistan konusundaki görüşlerini şöyle açıklıyor;

“Değerli arkadaşlar,

Afganistan konusundaki düşüncelerimizi çok açık net olarak Sayın Biden’e ifade ettim.

Bu da Türkiye eğer Afganistan’dan çıkmamız istenmiyorsa…

Özellikle orada belli bir desteğin verilmesi isteniyorsa..

Diplomatik, lojistik, bunun yanında mali konularda Amerika’nın bize vereceği destek büyük önem arz ediyor.” diyor…

Eh, sayın cumhurbaşkanımız böyle deyince de, şeytan beni dürtüklüyor!…

Ve bundan (yaklaşık 20 yıl önce) ülkemizi ziyarete gelen dünyanın en zengin adamı George Soroz’un yüzümüze karşı söylediği şu söz aklıma geliyor;

“Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü ordudur.”

Ne dersiniz;

Üzerinde düşünmeye değemez mi?

Bence değer…

Eğer isterseniz ve zamanınız varsa daha gerilere gidelim…

Ve bundan 70 yıl önce NATO’ya nasıl girdiğimizi düşünelim;

Yıl; 1950’li yıllardır…

İktidarda Demokrat Partinin lideri Adnan Menderes vardır…

Yani, başbakan Menderes, ülkenin NATO’ya girebilmesi için ABD’nin Kore’de çıkardığı savaşa (onlar hiçbir talepte bulunmadan) gönüllü olarak asker göndermek ister…

Ve davullarla-zurnalarla Kore’ye asker gönderir…

Sonuç;

721 asker yaşamını yitirir..

2 bin 147 asker yaralanır…

234 Asker esir düşer…

175 asken kaybolur…

Ve bu ağır faturanın karşılığında ülkemiz NATO’ya üye olur..

Ne dersiniz;

Söz Kore’den açılmışken ve konuyu daha fazla uzatmadan sohbetimizi Kore’de gazi olan bir askerin, başbakan Adnan Menderes’e yazdığı bir şiirle bitirelim mi?

Tamam…

Öyle yapalım o zaman…

Dizelerinde şöyle dile getirir gazilerin ortak derdini, Kore’de gazi olan asker;

“İki bacağınızın ikisi de yerinde Adnan bey,

İki bacağınız taşır kalçalarınızı.

İki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’in.

ve bütün kaygınız,

iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri,

halkın tekmesinden korumaktır.

Benim gözlerimin ikisi de yok.

Benim ellerimin ikisi de yok.

Benim bacaklarımın ikisi de yok.

Ben yokum…

Beni üniversiteli yedek subayı,

Kore’de harcadınız Adnan bey.

Elleriniz itti beni ölüme,

Vıcık vıcık terli, tombul elleriniz”

———–

Dünü, bugüne köprü yapalım…

Başımızı ellerimizin arasına alalım..

Arkamıza yaslanalım…

Dünden-bugüne değişen hiçbir şey olmuş mu bir mukayese yapalım…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM