Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
ALMAN AŞISI MI OLSUN ÇİN AŞISI MI VURULSUN
  • 0
  • 30
  • 09 Aralık 2020 Çarşamba
  • +
  • -

Günlerdir televizyon kanallarında bunu tartışılıyoruz…

Hem de yediden-yetmişe…

Hem de çoluk-çocuk, ırk, dil ve cins ayrımı yapmadan…

Hem de cümbür-cemaat;

Korana haberleriyle yatıyoruz, aşı haberleriyle uyanıyoruz…

Uzmanımızla-uzman olmayanımızla…

Bu işten anlayanımızla-anlamayanımızla…

En üst düzey yöneticimizden-mahalli başkanımızla…

Demokratik temayüllerimizi kullanarak…

Ve düşüncelerimiz birbirinden farklıda olsa birbirimize katlanarak;

Farklı bilgilerle, birbirimizi bilgilendiriyoruz…

Örneğin, en üst düzeyde bulunan yönetsel erklerimiz;

“Bugün ülkemiz genelinde Covit-19 Pandemiden ölenlerin toplam sayısı 80 kişi” dese;

“Devletimizin yalan konuşacak hali yok ya” deyip inanıyoruz…

Ancak, aynı günün akşamı herhangi bir ilimizin mahalli yönetim başkanı ortaya çıkıp;

“Bugün bizim ilimizde Covit-19’dan ölenlerin toplam sayısı 180 kişi” deyince de;

“Acaba hangisi doğrudur” diye biraz şaşırıyoruz!

Efendim…

Sohbetimize ‘giriş’ yapmak için bu kadar ısınma tura yaptıktan sonra sözü şuraya getirmek istiyorum;

Sizlerin de çok iyi bildiği gibi şu sıralar üzerinde yoğunlaştığımız konu, Covit-19 pandemi salgını için icat edilen aşı konusu…

İlgililerin ve bilgililerin eğer dedikleri doğruysa;

Covit-19 aşısını icat eden ve Dünya Sağlık Örgütünden onay alan üç-dört ülkeden ikisi Almanya ile Çin…

Yani şu sıralar (başka ülkeler nasıl düşünüyor onu bilemeyiz ama) bizim ülkenin önde gelenleri başta olmak üzere, sokakta elinde simit geveleyerek dolaşan vatandaş;

“Acaba bu ülkelerden hangisinin aşısını yaptırsam” diye düşünüyor.

Ve “Hangi ülkenin aşısını kullanmak istersin?” diye sorulduğunda da hiç sektirmeden ve ikiletmeden; “Tabi ki Almanya” diye yanıtlıyor….

(hem de 50 milyon aşının Çin’den sipariş edildiğini bildiği halde)

Peki. sizce neden böyle düşünmüş olabilir?

Neden Çinlilerin bulduğu aşıyı kullanmayı istemeyebilir?

Hem de bu olayın Çin Laboratuvarlarında dünyaya yayılmış olması (kafanızı karıştırmak gibi olmasın) Çin bilim adamlarına bir avantaj sağlamaz mı?

Yani yaptıkları deneylerin ‘tezleri ve anti-tezleri’ ön bilgi konusunda daha hazırlıklı oldukları düşünülemez mi?

Yoksa soğuk savaş döneminden kalma algılar, bellek altındaki varlığını sürdürüyor mu?

Yani, daha açık ve anlaşılır bir şekilde söyleyecek olursak;

“Soğuk savaş bitti” denilmesine rağmen, batılı emperyalistlerin ‘komünizm’ tedirginliği ve düşmanlığı hala devam ediyor mu?

Öyle ya…

Vatandaş babadan, atadan oğula geçen algısıyla şöyle düşünebilir;

“Yahu neme lazım!”

“Su uyur, düşman uyumaz” demişler.

“Çinlilerin aşısını vurulursam, damarlarıma komünizmi aşılamış olabilirler!”

“Onun için ben öleceksem de Alman aşısıyla veya İngiliz sicimiyle ölmeliyim” diye düşünmüş olabilirler mi?

(ve bu komplo teorisini bırakıp, asıl konuya dönüyorum)

Efendim, yetkililerimizin verdiği bilgiye göre;

“Türkiye’ye şubat ayına kadar Çin’den 50 milyon doz COVİT-19 aşısı gelecekmiş.”

İlk aşılamada;

11 Aralıkta başlayıp, riskli guruplar ve enfeksiyonu yayma potansiyeli yüksek olan kesimlere yapılacakmış….

Şimdi sizlerde haklı olarak şöyle düşüneceksiniz;

“İyi ama, 50 milyon aşı kime yetecek?”

“Üstelik ülkemizdeki 5 milyon göçmeni bir tarafa bırakırsak bizler nüfus olarak zaten 85 milyon kişiyiz.”

“Sayımıza göçmenlerin 5 milyonunu da katarsak, 90 milyon eder.”

“Şimdi bu 50 milyonluk aşı hangi birimize yetecek?”

Hem de söylenildiğine göre bu aşı iki aşamalı olarak yapılacakmış…

E, bu durumda bize lazım en azından 180 milyon Covit-19 aşısı…

Eh, bu iki aşamalı vurulacak 180 milyonluk aşıyı bulamazsak, yani satın alamazsak; mecburen elimizde bulunan 50 milyon aşıyı ikiye bölüp, aşılama yapacağız…

E, bu durumda da ancak 25 milyon kişi aşılanabilecek…

Yani aşılamanın dışında kalanlar, mecburen kaderine boyun eğip, öte dünyaya gitmek için sırasını bekleyecek…

Efendim birde diyorlar ki; (doğru mudur, yanlış mıdır bilemeyiz)

“Paramız-pulumuz olmadığı için aşı ithalatında sıkıntı çekermişiz”

İyi amma;

“Hani bizden 116 ülke yardım istemişti de, biz bunların 44 tanesine Korana Virüs-Covit-19’la ilgili bir sürü tıbbi malzeme yardımı yapmıştık”

E, şimdi durumu iyi olanlarda bize yardım yapsa fena mı olur yani!

Hadi öyle veya böyle bir şekilde ‘aşıları’ elde ettik diyelim…

Ne yalan söyleyeyim, ben bu konuda yine de karamsar ve fesatça düşünüyorum…

Veya da bu konuda art niyetliliğimi hala inatla sürdürüyorum!…

Şöyle ki;

Hani bu Korana Virüs baş belası aramıza balıklama dalmıştı da…

Kimileri -adamı ve parası olmadığı için- hastanelere gidip Covit-19 testi yaptıramazken;

Bazıları haftada iki kere, üç kere test yaptırabiliyorlardı ya…

Bu sınırlı sayıda gelen aşılama uygulaması da buna benzer bir uygulama yapılacaktır diye düşünüyorum…

Örneğin, öncelikle;

Sağılık emekçilerinin bilumumuna bu aşıdan yapılacak; yapılsın…

Buna hiçbir kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum…

Ama ondan sonra nasıl bir sıra uygulanacak? diye sorarsanız;

İşte burada kuşkularım tavana vuruyor…

Ve şöyle düşünüyorum;

Bu aşılar; yukarıdan-aşağıya ‘siyasi referanslar’ kullanılarak ve hatta gizli istihbaratlar yapılarak ve “bu şahıs bizden mi, değil mi?” diye markalanarak insan seçkisi yapılacak!…

Onun için siz ne düşünürsünüz bu konuda onu bilemem ama…

Bana soracak olursanız, bu konuda şöyle bir uygulama yapılmalı…

Örneğin, benim şöyle bir önerim var;

Ülkenin zenginleri ve fabrikatörleri…

Vatandaşın sırtından geçinen Müteahhit ve İhalecileri…

Doları yatak, eoruyu yorgan yapan İş-adamları…

Cumhurbaşkanı ve taallukatları…

Bakanların ve milletvekillerinin birinci dereceden yakınları…

Emekli milletvekillerinin kendileri ve aile fertleri..

Cemaat ve Tarikat liderlerinin cemi-cümlesi ve sülaleleri..

Siyasi parti liderleri başta olmak üzere, Parti meclisi üyeleri..

Toprak mülkiyeti 100 dönümün üzerinde olan mülk sahibi ve toprak ağaları…

İhtiyacının dışında emlak zinciri olan vergi mükellefleri…

Yaptığı abur-cubur işlerle kendisine ‘sanatçı’ denilen ve kazandığı paralarla dudak uçurtan ve vergi rekortmeni olan -sözüm ona- sanatçılar…

Milyonlarca liraya transfer olan futbolcular…

Derelerimizi, akarsularımızı elimizden alan HES Şirketleri…

Altın ve gümüş arama uğruna, ormanlarımızı, dağlarımızı deli-deşik eden maden arama şirketleri…

Ve daha buna benzer niceleri…

Devletin hazinesinden alınan ‘aşılardan’ yararlanmasınlar…

Kendi ‘aşılarını’ ve birinci derece aile üyelerini ve yakınları başta olmak üzere, bilumum sülalelerinin aşılarını kendi paralarıyla alıp aşılansınlar; ne kaybederler…

Bu yöntemle en azından 3-5 milyon aşı daha tasarruf edilmiş olur ve bu şekilde 3-5 milyon gariban daha yararlanmış olur…

Ne dersiniz;

Durup-dururken yine saçmaladım mı yoksa?

Her neyse…

Buyurun…

Şimdi söz sırası sizin…

Bu konuda elbet sizin de söyleyecekleriniz vardır….

İçinizden geldiği gibi, sizde ne söyleyecekseniz söyleyiniz…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM