Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
ANALARIYLA BİRLİKTE ÇALIŞANLAR OKULA GİDEMEYEN BU ÇOCUKLAR
  • 0
  • 440
  • 04 Kasım 2022 Cuma
  • +
  • -

Sığınmacı filan değiller;

Bu topraklara kaçkın filanda gelmediler…

Bu çocuklar;

Öz be-öz bu topraklarda kök salan bizim çocuklar…

Şairin dediği gibi;

Ağaç beşiklere ve salıncaklara belediğimiz…

Töremiz böyle diye üç gün meme vermediğimiz bu çocuklar;

Bizim bir yanımız, bir parçamız olan bizim çocuklarımız…

Bizim çocuklarımız olmasına bizim çocuklarımız da;

Ancak okullar açılalı iki ay oldu, hala okullarına gidemediler…

Okullarına gidemezlerdi;

Çünkü dört mevsim, dört bölgeye koşuşturan ‘mevsimlik tarım işçisi’ diye tanımlanan anasının-babasının peşinden koşuşturmak zorunda idiler…

Anasının-babasının peşinden koşmak zorundaydılar;

Çünkü, evde kendi başlarına yapayalnız kalamazlardı…

Kalsalar da, evde karınlarını doyuracak bir şey bulamazlardı…

Hele hele anasız-babasız bir evde yatmaya korkarlardı!

En iyisi okulu bir tarafa bırakmak;

Anasının eteğinden, babasının elinde tutup, onlar nereye ekmek parası çıkarmaya gidiyorsa, onlara takılmak…

Hatta küçücük emeğini üç kuruşa pazarlayıp, aile bütçesine üç kuruş daha katkı sağlamak daha yararlı bir şeydi bu okula gidemeyen bu çocuklar bizim çocuklarımız…

Yoksulluğa ait söylenen kaderi;

Alınlarına tanrının değil, yönetsel erklerin yazdığı bu ‘mevsimlik yoksul ailenin çocukları’ bu topraklarda asırlarca birlikte yaşadığımız bu toprakların çocukları…

Her neyse…

Sözü daha fazla uzatmayayım…

En iyisi ben aradan çekileyim de…

Sözü asıl muhataplarına bırakayım…

Bakalım onlar ne düşünüyor ve ne söylüyor bu konuda…

Şimdi söz:

Şanlıurfa’dan Ankara Şereflikoçhisar’a gelen ‘mevsimlik tarım işçisi’ olarak ve bir dilim ekmek için yurdun dört-bir yanını dolaşan ana ve babalarda…

Bir ana konuşuyor;

“Birinci sıkıntımız, bizim memlekette fabrikalar yok, iş yok. Onun için çalışmaya geliyoruz. Görüyorsunuz, hepimiz hastayız; bu soğukta burada kalıyoruz. Başka ne diyeyim, rezillik… Rezillikten başka bir şey yok. Her türlü sıkıntıyı çekiyoruz. Bizi üzen şey, memleketimizden kalkıp buralara kadar geliyoruz, bu bizi üzüyor. Gurbete geliyoruz, altı yedi ay çalışıyoruz. Halimizi görüyorsunuz, çocukları görüyorsunuz. Perişanız. Çocukların eğitimi doğru dürüst okula gidemiyorlar. İki üç ay geç başlıyorlar, bir iki ay erken bırakıyorlar. Onun için doğru dürüst okuyamıyorlar”

Ne dersiniz;

Bizler ‘mevsimlik bir tarım işçisi’ olmasak da, üzerinde düşünmeye değer mi?

Ya bu tarım emekçisi ananın sözlerine ne demeli;

“Biz nisanda yola çıkıyoruz. Çocuklar okula gidemiyor, benim altı tane çocuğum var. Onlarla nisanda yola çıkıyoruz. Biz ilk önce Adana’ya, oradan Hatay Reyhanlı’da aynı soğan işini yapıyoruz. Bursa Karacabey’e gidip oradan da Polatlı ve en son Şereflikoçhisar’a geliyoruz. Şartlardan dolayı su temiz değil. İhtiyacımızı göremiyor. Bu sene her şey pahalandı, geçen sene şeker 50 kiloluk 200-250 lirayken şu anda bin 100 lira oldu. Geçim çok zor. Ben devlete sesleniyorum: bize yardımcı olsun, Şanlıurfa’dan buraya geldik, burada fakir fukara ile çalışıyoruz. Siz çocukları gördünüz; bazı çocuklar var, 15 yaşında daha birinci sınıfı görmedi işten dolayı. Burası bittiğinde kimileri Adana’ya gidiyor, çocuklar okula gidemiyor.

Kış bu sene çıkmayacak. Ben çocuklar için bırakacağım bu işi. Yeter ki okusunlar diye ben Urfa’dan çıkmayacağım.”

Hadi yine birlikte düşünelim;

15 yaşına kadar okul yüzü görmeyen çocuk bizim çocuğumuz olsa, acaba biz nasıl dile getiririz söylemek istediklerimizi?

Ve son sözü bir başka veliye verip, sohbetimizi de bununla birlikte sonlandırmak istiyorum…

Çocuğunu okula gönderemediği için içi yanan bir veli de şöyle diyor bu konuda;

“Ben de gidiyorum işe. Ben de çalışıyorum çocuğumla beraber. Biraz rahatsız olduk evde kaldık. Akşam soğuk sabah soğuk ne soba var ne bir şey var. Hiçbir şey yok. Biz neden burada yaşıyoruz, Urfa’da yaşamak isteriz. 7 aydır buradayız. Ev orada biz buradayız, mecbur çalışıyoruz. Çocukları okuldan çıkardılar iş için. Okullar açıldı, iki aydır çocuklar okula gitmiyor iş için. Rahat yaşamak istiyoruz. Urfa’da yaşamak istiyoruz. Niye burada yaşıyoruz.”

Hani nutuk atmaya gelince;

“Bizler etle-tırnak gibiyiz” diye süslü-püslü edebiyat yapmayı çok sevdiğimize göre, bu konuda ne düşünüyoruzdur dersiniz?

Daha doğrusu;

Üzerinde düşünmek için vakit ayırmaya değer mi?

Buyurun;

Zaten şimdi söz sırası sizin…

Düşündüklerinizi sizlerde özgürce söyleyebilirsiniz…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM