BUGÜNKÜ SOHBETİMİZ ÖZEL ÖZEL OLDUĞU KADAR GÜZEL

BUGÜNKÜ SOHBETİMİZ ÖZEL ÖZEL OLDUĞU KADAR GÜZEL

Sevgili dostlar,
Değerli canlar,
Sizler nezaket gösterip söylemeseniz de;
Sizlerinde en az benim kadar siyaset tüccarlarının ceviz kabuğu doldurmayan, ıvık-cıvık konuşmalarından sizlerde iyice gınağa gelip ve iyice sıkılmaya başladınız diye düşünüyorum…

Onun için; gelin onları kendi sevdalarıyla baş-başa bırakalım…
Ve sizinle birlikte -hayali ve düşsel de olsa- yaylalara çıkalım…

Şimdi birçoğunuzun;
“Yahu ne işimiz var, bu karda-kışta yaylalarda?” dediğinizi duyar gibiyim…
Ancak ben sizleri -fiziki olarak- gezdirip dolaştırmaktan daha çok; “Yüksek rakımlı zirvelerde ağaç yetişir mi- yetişmez mi?”
İstenilse; “Orman tanzim edilebilir mi- edilemez mi?” sorularının üzerinde hep birlikte düşünmeye davet ediyorum…

“Hangi yayla ve hangi zirve üzerine düşünelim mi dediniz?”
Aslında;
Üzerinde düşünülecek o kadar güzel yaylalarımız var…
O kadar çok yüksek ve güzel yaylalarımız var ki…
Ancak ben sizleri çok iyi bildiğim yöre olan ve rakımı 2200 metre dolaylarında olan ‘Şıh Obası’ yaylasına götürmek istiyorum…

Çünkü somut olarak vereceğim örnek, ancak bu yaylamızda varda onun için bu yaylada -görsel gezinti- yapalım diyorum!

(Örneğin görselde Şekil-A’da görülen küçük aile ormanından söz edeceğim az sonra.)

Ancak izniniz olursa – bu konuya geçmeden önce- yine küçük bir tespit yaptıktan sonra bu konuya değinmek istiyorum… O da şu;

Hani sizler benden daha iyi biliyorsunuz, Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan sonra Ankara’nın bozkırında ve çölünde “burada ağaç yetişmez” diyenlere inat, koskoca bir orman kurup yetiştirmiş ya…
İşte sadece bunu anımsatmak istemiştim…

(şimdi ki son halinden ve pür-melalinden söz etmemi de benden beklemezsiniz herhalde!)
Her neyse…
Geçelim biz şimdi diğer konuya…

Benim çocukluğumun çoğu ve gençliğimin bir kısmı hep yaylalarda geçti…
Yani (tabiri yerinde olursa) “Kümbet merkezli yaylalarını hepsini avucumun içi gibi bilirim.”

(Bu yaylalara, şimdi sözünü edeceğim ‘Şıh Obası’ yaylası da dahil. görselde yaylanın bir kısmı görülüyor)

Ve bu sözünü etmeye çalışacağım ‘Şıh Obası’ yaylası, daha önce yaz-kış oturulan bir ‘köy yerleşkesi daha çok Alevilerin yaşadığı bir alevi köy olup ve daha sonraları ‘oba’ şekline dönüşmüştür…

Bu ‘Oba Yerleşkesinin’ hemen üst tarafında büyük bir düzlük vardır…
Ve bu düzlüğün bir adı ‘Eşek Meydanı’ olduğu gibi, diğer bir adı da; “Dibek Düzüdür”

Yani -geçmiş zamanda- Şıh Obası (yerleşkesinde) yaşayanların ‘harman aldığı, döven sürdüğü’ ve aynı zamanda ‘Taş Dibekte’ bulgur dövdükleri bir alan olduğu içindir ki; ‘Dibek Düzü’ Denilmiştir….
(Ki bu taş dibek benim bildiğim kadarıyla da hala duruyor)
Her neyse..
Bu konu daha sonra başlı-başına işlenecek ayrı bir konu deyip;
biz şu ‘ağaç yetiştirme’ işine tekrar geri dönelim…

Az öncede söylediğim gibi (görselde sizlerle paylaştığım ve bir ağaç kümesinin bulunduğu yayla Şıh Obası Yaylası… karşıda görünen yayla ise Göbel yaylası)

Ve bu küçük ormanın bulunduğu yerleşke ise (Fuat Yurt’un) babasının kendi elleriyle bu fidanları dikip yetiştirdiği küçük bir çam ormanı…
Bu küçük ormanın tanzimi (yaklaşık) bundan 10-15 yıl öncesi tanzim edildi…
Ve bu ağaçların yetiştiği rakım 2200 metre dolaylarında…

Eeeeee?
E’si şu; demek ki -yükseklik ne kadar olursa olsun- en yüksek zirvede bile ağaç yetişiyormuş…
İstedikten sonra ‘orman’ bile kurulabiliyor-muş!
Yeter ki çoban istesin…
İstedikten sonra “Tekeden bile süt sağabiliyormuş”
Yani demem o ki;
Orman konusunda koskoca bir ‘Orman Bakanlığımız’ var…
İllerde ve ilçelerde bu konularla ilgilenecek müdürlükler var…
Bu müdürlükler de, mühendisler, teknikerler, bürokratlar var!
Peki neden onlar bu alanlarda orman yetiştirmeyi düşünmezler?
Ne dersiniz; bunun üzerinde de mi düşünmeye değmez yoksa?

Değmez diyorsanız; boş verin değmesin!
Ancak -ileriye dönük- kuşkum, endişem ve aklıma hınzırca gelen soru şudur ki;

“Yahu bu -Yurt Ailesi- bu küçük ormanı heves edip, büyütürse, acaba ileride bu ormanı kamulaştırıp, birilerine pazarlarlar mı?”
Ne yalan söyleyeyim; bu hınzırlık da aklımdan geçmiyor da değil hani!

Her neyse…
El-alemin özeli bizi ilgilendirmez deyip…
En iyisi ben sizlere;
İyi günler dileklerimle;
Hoş kalın,
Hoşça kalın,
Sağlıkla kalın,
Ve güzel yaşamdan uzak kalmayın diliyorum…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar