Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
CEMAATLER – TARIKATLAR SARIKLILAR VE ÇARIKLILAR
  • 0
  • 379
  • 30 Kasım 2020 Pazartesi
  • +
  • -

Merhaba sevgili dostlar,

Merhaba değerli canlar,

Bugünkü sohbetimiz, üst başlıkta da okuduğunuz gibi;

‘Cemaatler, Tarikatlar, Sarıklılar ve çarıklılar’

Şimdi diyeceksiniz ki;

“Hah, gündemde bir tek bu eksikti”

“Durup-dururken, bunu niye depreştiriyorsun kardeşim” diye düşünenlere kısaca yanıtım şu olabilir;

“Sohbet etmeye konu bulamadım.”

Ve yine her zaman yaptığım gibi;

“30 Kasım tarihinde neler olmuş?” diye arşivlere girip baktım ve şöyle bir haberle karşılaştım;

“25 Eylül 1925 yılında çıkarılar bir kararnameyle tekke ve zaviyeler kapatılmıştır.”

Ve ardından;

“30 Kasım 1925 yılında çıkarılan kanunla da ‘Selahiyetsiz sarı ve ruhani kıyafet giymeler yasaklanmıştır”

Yani çıkarılan yasaklamalarla demek isteniyor ki;

“Her önüne gelen sarık, cüppe ve ruhani kıyafetler giyemez”

“Bunları ancak ve ancak dini temsil eden selahiyetliler giyebilir” deniyor…

Aynı yıl Kastamonu gezisinde de şöyle demişti Mustafa Kemal Atatürk;

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.” demişti…

Demişti de ne olmuştu;

Bu çıkarılan yasaklamayla birlikte Tarikat şeyhlerinin huzuru ve keyfi kaçan Nakşibendi şeyhi Sait efendi isyana kalkışmıştı…

Sadece Şeyh Sait olsa öp de başına koy…

Ülkenin dört-bir yanında, kıyıya-köşeye saklanmış ne kadar tarikat lideri varsa; onlarda karşı-atağa kalkmışlardı!

Yani; onlarda Mustafa Kemal Atatürk’e karşı cephe almışlardı…

Sizler bu konuda nasıl düşünürsünüz onu bilemem ama…

Ben kendimce şöyle düşünüyorum;

“Bu tekke ve zaviyeler kapatılmasaydı”

“Her önüne gelenin ‘sarık ve cüppe giymesi’ yasaklanmasaydı”

Veya da ne bilim ben; her şey zamanın akışına bırakılsaydı.

“Acaba günümüzde var olan ve sayıları 80’i-90’ı bulan tarikatlar kurulur muydu?”

“Yoksa daha da mı fazla olurdu?” gibi saçmalıklar geliyor aklıma…

Nasıl gelmesin birader;

Birbirinden farklı yolculuk yapan bu tarikat ve cemaatler, aynı tanrıya, aynı peygambere ve aynı kitaba inandığı söylüyorlar…

Ama tek-vücut olup birlikte yolculuk yapmıyorlar…

Ve üstüne-üstlük;

Bütçesi 12 bakanlıktan fazla olan Diyanet İşleri Başkanlığını da takmıyorlar…

Her birisi de ayrı ayrı, kafalarına göre yol almaya çalışıyorlar…

Hatta zaman zamanda birbirleriyle kavga edip çatışıyorlar…

Sevgili dostlar,

Değerli canlar,

Bugün ülkemizde yüze yakın tarikat ve cemaat örgütleri olduğu söyleniyor…

Ancak daha çok piyasada şunlar görünüyor;

Nakşibendi tarikatı,

Kadiri tarikatı,

Menzilciler tarikatı

İskenderpaşa cemaati

İsmailağa cemaati

Süleymancılar

Ve Erenköy cemaati daha çok öne çıkıp, ileri uçta ve hücumda oynayan tarikat ve cemaatler…

Ha, söylemeyi unuttum…

Birde Andan hoca cemaati var ki;

“Yemede yanında yat” misali…

“Tarikat veya cemaat” diye ben buna derim!..

Niye böyle diyorum?

Neden öteki tarikat ve cemaatlerin müritlerine benzetmiyorum?

Gerekçesi gayet basit;

Bir kere öteki tarikatların müritleri gibi aç-arık gezmiyorlar!

Yani öyle gelişigüzel çürük beslenmiyorlar…

En önemlisi de diğer tarikatların müritleri gibi çarık giymiyorlar!

Hele-hele ötekiler gibi el-etek öpmüyorlar…

Öpmeleri gerekiyorsa; başka türlü öpüşüyorlar…

Her neyse..

Konumuza tekrar geri dönecek olursak;

Bundan tam 95 yıl önce ‘şeyhlik, tarikatçılık, muskacılık, herkesin sarık ve cüppe giymesi yasaklanmıştı…

Peki bu ‘yasaklamalardan’ sonuç alınabildi mi?

Ben sanmıyorum..

Hatta -o güne göre- daha da çok çoğaldığına inanıyorum…

Ve düşünme eylemime engel olup, firen yaptıramadığım için şöyle düşünüyorum;

Bu ‘tarikat örgütleri’ günden-güne nasıl çoğalıyor?

Bütçesi 12 bakanlıktan daha fazla olan Diyanet İşleri Başkanlığının peşinden gitmek varken; tarikatların peşine takılma arzusu nereden ileri geliyor?

Hele-hele hep birlikte şöyle düşünmemiz gerekmez mi;

“Bu tarikat örgütleri alenen varlıklarını sürdürdüklerine göre, bunların finansmanını kim sağlıyor?”

“Bu tarikat örgütlerinin müritleri neden hep yoksullardan oluyor?”

“Diyanet İşleri Başkanlığı neden tarikat örgütlerinin doğru olup, olmadığı hakkında neden hiçbir aydınlatma yapmıyor?”

Yani demem o ki;

İnançlı vatandaş, neden doğru yolu bir türlü bulamıyor?

Vesaire, vesaire…

Listeyi uzat-uzatabildiğin kadar…

Uzadıkça uzuyor…

Onun için konuyu daha fazla uzatmayalım…

Ve bu sohbetimizi şairimiz Can Akengin’in 1926 yılında ‘yobazlar’ için yazdığı şu şiiri okuyarak bitirelim;

“Sarığın değirmen gibi

Çehrense umacı tipi

Papellere derin hocam!

Güler. dersin;

Ya habibi!

Çoktan bildik; maksat cahtır..

Cüzdan sence bir dergahtır

Bitmez neuzibillahlar

Taassuba perdahtır.

Şarkın başında çok tüttün

Sade menfaati güttün

Ardı gelmez günahlarla

Bizi dinden sen ürküttün!

Çözülene açtın kapı

Sanki cennet sana tapu

Medhederken dolmaları

Hocam kendin yuttun hapı.

Pek hoyratsın diksin hocam!

Haline bak: tiksin hocam!

Sarığı bir ‘kundak’ yaptın.

Sen cehennemliksin hocam!

——————————-

Bana öyle geliyor ki;

Herkesin ‘sarık’ giymesinin yasaklanması 1925 yılında olduğuna göre, şair Can Akengin’de bu şiiri 1926 yılında yazması sanırım Atatürk’ün yaptığı bu yeniliğe destek olsun diyedir….

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM