DEĞİRMENLERİN BENDİ KURUTULDU SACDA PİŞEN EKMEKLER UNUTULDU

DEĞİRMENLERİN BENDİ KURUTULDU SACDA PİŞEN EKMEKLER UNUTULDU

Sevgili dostlar,
Değerli canlar,

Sizlerde bazen benim gibi -gerilere dönük- yaşam öykünüze geri dönüş yapar mısınız onu bilemem ama; ben ara-sıra yapıyorum.

Örneğin bugün; çocukluk yıllarımda -un öğütmek için- değirmene gittiğim yıllar aklıma geliverdi…
Hatta evdekiler “evde ekmek pişirecek un kalmadı. Hadi çabucak şu buğdayı değirmene götür de gel” dediklerinde..
Her ne kadar nazlanarak, küçük itirazlar yapsam da…
Yinede götürebildiğim kadar mısır ve buğday torbasını sırtıma girişir, koşar-adım giderdim değirmene…

Hızlı ve öylesine koşar-adım giderdim ki, araya fazla adam girip çoğalmadan sıraya girebilmeliyim…
Hatta herkesten önce gitmeliyim ki; sırtımda zar-zor taşıdığım torbanın içindeki mısırı veya buğdayı bir an önce değirmenciye öğüttürdükten sonra, tekrar gerisin-geri eve dönmeliydim…

Şimdi düşünüyorum da;
O günler ve yıllar; anamıza-babamıza nazlandığımız ve itirazlı yıllarımızda olsa, güzel günlerdi be!…

İniyorsun gürül-gürül çağlayarak akan dere kenarına kurulmuş değirmene gidiyorsun…
Giriyorsun içeriye…
Değirmen taşının çıkardığı gürültüden herkes birbirinin söylediği sözleri zor duyuyorsun…
Öğütülmüş taze buğday çuvalına yaklaşıyorsun;
Burnuna buğday kokusu geliyor…
Fırın-darısı un torbasına yaklaşıyorsun;
Kokusuna doyamıyorsun!

Sözü uzatmayalım…
Değirmende işini bitirir-bitirmez;
Övütülen unu sırtlanıp, tekrar eve dönüyorsun…
Yine yollarda fazla oyalanmamak ve çabuk gitmen gerekiyor…
Çünkü -akşama ekmek pişeceği için- anan dört-gözle yolunu gözlüyor…

Çocukluk günlerimizin üzerinden düşünecek olursak;
Çok kötü günlerdi be!
Ama bugün, düşlerimizle başımızı geri çevirip bakarsak;
Vallahi ne yalan söyleyeyim, o günlerin hormonsuz yaşamı, günümüzün naylon ve hormonlu yaşamından kat kat güzeldi gibi geliyor bana…

Harlanmış közün üzerinde pişen sac ekmeği…
İster mısır ekmeği olsun, isterse buğday bazlaması veya fetir ekmeği…

Bir an önce ve sabırsızlıkla pişmesini bekliyorsunuz…
Pişme işi bitince, bir tepsinin içine alıyorsunuz…
Sonrada içine istediğiniz kadar tereyağı basıyorsunuz!
Ve sımsıcak bir şekilde yiyerek, hakkından geliyorsunuz!

İnsan bazen ister-istemez gerilere özlem duyuyor be!
Hani serde ‘köylülük kafası’ var ya, belkide bundandır!
İnsanın hiç aklında yokken, birdenbire yine ağzı sulanıyor!
Her neyse…

Uzun sözün özü…
Kısaca demek isterim ki;
Bugün sadece benim yaşadığım il değil, ülkemizin tamamına yakını artık köy işleriyle ve tarımla falan uğraşmıyor…

Bir başka ifadeyle veya türkülerin diliyle söyleyecek olursak;
“Değirmene taş koydum,
Taş dönmüyor dönmüyor”

Eeee, nasıl dönsün birader?
Değirmen taşının dönmesi için;
Değirmenin bendinde suyu olması gerek…

Veeee…
Ve en önemlisi de ‘köylerden-şehirlere’ göç verilmemesi gerek..
Köylünün, köyünde tarım işleriyle uğraşması…
Çoluğunu çocuğunu -eskiden olduğu gibi- köyünde okutması…
Bağında-bahçesinde çalışıl çabalaması gerek…

Ne kadar doğrudur, ne kadar doğru değildir onu bilemem ama…
Duyduğuma göre Giresun limanında -yeni yapılan- ambarlara Rusya’dan 40 ton mısır gelmiş…
Yani (söylentilere göre) 40 ton mısır ithal edilmiş…

Konu uzadı yine uzamasına da…
Yahu insan yinede düşünmeden edemiyor;
“Bu ithal ettiğimiz mısırları biz hangi alanda tüketeceğiz?”

Un öğütecek değirmenlerimiz kaldı da; un’mu yapacağız?
Yoksa ‘Yağ Fabrikalarımız’ var da; yağ mı çıkaracağız?
Beslenecek hayvanlarımız varda; yem olarak mı kullanacağız?
Veya da ne bilim ben, mısırdan başka ne yapılıyordu?
Ha, anımsadım…
Galiba mısırdan viskide yapılıyordu…
Neden olmasın, çağımız ticaret çağı…
Belkide ‘satmak için’ viski yapacağız!

Gülmeyin, gülmeyin!
Neden olmasın?
Viski yapıp satanların bizden ne farkı var?

Durup dururken, konuyu nasılda sapıttım değil mi?
Sapıttım sapıttım!
Hemde öylesine sapıttım ki…
Sadece bu konuda sapıtsam yinede iyi!
Son zamanlarda yaşamın her alanında sapıtmaya başladım!
Onun için daha fazla sapıtmadan…
Ve sizlerinde kafasını daha fazla ağrıtmadan….

Hoş kalın,
Hoşça kalın,
Sağlıkla kalın,
Siz yinede siz olun;
Benim gibi sapıtmayın!
Mümkün olduğu kadar yaşamı güzelleştirip;
Yaşamaya bakın…

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar