ER KİŞİ OLMAK GEREK

ER KİŞİ OLMAK GEREK

Türk siyaset tarihi, adeta partiler mezarlığı konumundadır. çok partili sisteme geçtiğimiz 1946 senesinden bu güne kaç yüz veya kaç bin tane siyasi partinin kurulup kapandığını bilecek insan her halde yoktur; bunu ancak özel araştırma yapanlar bilebilirler.
Siyaset arenasında, en fazla baskıya maruz kalan, sistematik bir şekilde partileri kapatılan, siyaset sahnesinden kovulmaya çalışılan grup kesinlikle belirtmek gerekir ki, milli görüş camiasıdır. Bu insanlara reva görülen hasmane tavır, bastırma ve sindirme operasyonları başka bir kesime yapılsa idi, iddia ile belirteyim ki, o cenahta on kişi,yüz kişi dahi ayakta kalamazdı.
Ne var ki Milli Görüş Camiası, inançlarından aldığı manevi destek, moral ve motivasyon sayesinde tüm yapılanlara rağmen bu güne değin ayakta kalmıştır, her şeye rağmen siyasetin vazgeçilmezi olmuştur. Şu husus iyi biline ki, arada sırada ınkıtaya uğrasa bile, ilelebed varlığını sürdürecek olan hareket yine de Milli Görüş hareketi olacaktır inşaellah.
Bu itibarladır ki; milli görüşçü olmak ayrıcalıktır, onurdur, paha biçilemez değerdir. Çünkü bu dava, Allah’ın ve peygamberlerinin mukaddes davasıdır. Bizler, dareyn saadetine vesile olan bu davanın hizmetkârları, yılmaz bekçileri, erleri ve neferleriyiz. Davamız ve idealimiz onurumuzdur, gururumuzdur, medar-ı iftiharımızdır. Bütün insanlığın dünya ve ahiret huzur ve kurtuluşunun yegane yolu ve yöntemi olan bu dava, Hz. Adem (as) ile başlamıştır, kıyamet saatine kadar da kesintisiz devam edecektir inşaellah. Ne mutlu bu ideal ve inanç ile yaşayanlara ve ne mutlu bu davada, sadık bir hami, korkusuz bir asker olanlara..
Milyonlarca insanın, nokta kadar menfaatin önünde virgül gibi eğildiği, 3-5 kuruş bedelle kendisini sattığı bir zamanda; bu düşünceyi terk etmek ve kendi saflarında yer almak için yapılan çok cazip teklifleri, mal-mülk, makam-mevki, şan-şöhret tekliflerini tereddütsüz reddetmek, inancının ve ideallerinin askeri ve neferi olmaya devam etmek her kişinin işi değil, er kişinin işidir.
Gelip geçici ve aldatıcı olan dünya nimetleri karşısında nefsini yenerek, duruşunu ve konumunu korumak; böylece tüm insanlık için hem dünya ve hem de ahiret mutluluğunun tek reçetesi ve yolu olan İslâm Nizamı’na gönül vermek; haksızlıkların ve zulmün yok edilmesi, Hakk’ın ve adaletin tesisi için mücadele etmek bir erdemdir. Sadece kendisinin, din kardeşinin veya ırkından olanların değil; dünya üzerinde yaşayan herkesin, her kesimin, hatta her canlının huzuru ve mutluluğu için çalışmak, bu uğurda maddi ve manevi her türlü fedakârlığı göstermek her kişinin değil, er kişinin işidir. Milli Görüşçülerin en büyük özelliği ve güzelliği er kişi olmalarıdır.
Ahlâksızca ve kalleşçe yapılan şantaj ve yıldırma operasyonlarına boyun eğmemek; onurlu ve dik duruşunu her yerde, her zaman ve her şart altında korumak; insafsız bir şekilde planlı ve proğramlı olarak devam ettirilen alay etme, aşağılama, yok sayma, görmezden gelme, kınama ve bunlara benzer gayri insanî hareketlere teslim olmamak mangal gibi yürek ister, büyük cesaret ister; işte o yürek Milli Görüşçülerde mevcuttur.
Tüm bu yıldırma ve caydırma çabalarına; psikolojik baskılara rağmen, kimliğine leke sürmeden, ideallerinden taviz vermeden, haysiyetini ve onurunu örselemeden, makam ve menfaate -tabir caiz ise- secde etmeden kişiliğini korumak, doğru çizgi üzerinde sabit kalmak, Muhammed(sav)î davanın askeri, neferi, hamisi, hizmetçisi, destekçisi olabilmek hakikaten her türlü takdire şayandır, her çeşit övgüye lâyıktır.
Sözün özü ve mes’elenin aslı şudur ki; şirkin ve küfrün her tarafı kasıp kavurduğu, iman ehli olduklarını iddia eden milyonlarca insanları dahi çamura ve batağa savurduğu 21. asırda, zamanın sahabileri misali davalarını bir şeref madalyası, bir onur vesikası gibi boyunlarında taşıyan bu vefakâr, cefakâr ve fedakâr insanlara binlerce selâm olsun, selâmlar olsun.
Ne mutlu “Milli Görüşçü” olanlara ve ne mutlu “Milli görüşçüyüm” diyerek şirke, küfre ve onları savunan bîçare kişilere, adaletin katili olan ve zulümden neşv-ü nema bulan kokuşmuş sistemlere meydan okuyabilenlere…Ne mutlu Rahmanî ve Rabbanî yolun kutlu yolcularına…
Selam ve dua ile…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar