Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
İKİ DERENİN BİRLEŞTİĞİ YERDE CENNET KÖŞESİ BİR YERLEŞKE
  • 0
  • 365
  • 16 Aralık 2020 Çarşamba
  • +
  • -

Yüzyıllar önce…

İki taraftan gelen derenin buluştuğu küçük bir yerleşke kurulur.

Buraya yerleşke kurulmasının nedeni;

Giresun sahilinden yaylalara, dağlara ormanlara ve iç kesimdeki kasabalara gidiş-geliş yapılan kervan yoludur…

Ve bu tarihi küçük yerleşkenin adı; İkisu’dur..

İkisu yerleşkesinin şeceresini, tarihi silsilesini fazla araştırıp ve depreştirdiğimizde karşımıza Şebinkarahisar’a bağlı olduğu çıkıyor.

Yani -mülki idare olarak-daha sonraları Dereli ilçesine bağlanmış…

İkisu yerleşkesi, bir kervan yolu üzerine kurulduğu içindir ki;

Bundan 135 yıl önce (dönemin Sivas Valisi) Halil Rıfat paşa, yol üzerinde bir kayalığı deldirip -bilek gücüyle- 38 metre uzunluğunda bir ‘Tünel’ açtırmıştır…

Ve bugün Dereli ilçesine bağlı olan bu tarihi yerleşke, daha önce Şebinkarahisar ilçesine bağlı olduğu içindir ki; bu yörenin insanları Cumhuriyet öncesi ve cumhuriyetin ilk çeyreğine kadar eğitimlerini Şebinkarahisar’da görmekteydi…

Bundan dolayıdır ki;

Erzurum Kongresine delege olarak giden; Dr. Mahmut Cemil Şencan, İkisu-Sarıyakup köyünden olmasına rağmen Erzurum Kongresine Şarkı-Karahisar ‘Delegesi’ olarak katılmıştır…

1887 yılında Dereli merkez yerleşkedeki ilk camiyi (Ulu Cami) bunu İkisu köyünden Abdullah Efendi yapmıştır. (daha sonra ‘Sarımahmutoğlu’ soyadını alıp ve İkisu’dan göç ederek, Keşap’ın Çamlıca köyüne gidip yerleşecektir.)

Bu küçücük cennet köşesi İKİSU yerleşkemizin daha yakın zamana kadar hangi kurum ve kuruluşların olduğunu…

Nasıl bir hareketlilik ve devinim içerisinde olduğunu (bilmeyenler için) anlatmak isterim…

Bu küçücük şirin yerleşkemizde bir zamanlar, devlet birimlerinden;

Orman İşletme Şefliği vardı….

1966 yılına kadar (yörenin emniyetini sağlamak için) küçük bir Karakolu vardı…

Çözülebilir sağlık sorunlarını çözebilmek için;

Sağlık Ocağı…

Doktoru, Sağlık Teknisyeni ve Köy Ebeleri vardı..

Ve ayrıca yöredeki köylere hizmet taşıyabilmesi için;

Ambulansı ve Sağlık Ocağı Jeepi vardı…

Çoğu yerleşkelerde PTT Acentesi yokken, İkisu Yerleşkesinde PTT Acenteliği vardı…

Yani, PTT gereksinimleri bu küçücük yerleşkeden yapılırdı…

İkisu yerleşkesine yakın köylerin bilumum tahıl gereksinimlerini karşılamak için OFİS İdaresi ve ambarı vardı…

Kalabalık bir öğrenci topluluğuna eğitim veren bir İlkokulu…

1974 yılında (ilk öğretmeni ve kurucu müdürü Orhan Öztürk’ün) yaptığı bir Ortaokulu vardı…

Bu küçücük yerleşkede;

3 Fırın…

Berber…

Terzi…

Kunduracı…

Dükkanlar ve kahvehaneler vardı…

Her cuma ve hafta içlerinde ‘kasaplık’ yapan kasaplar vardı…

Halk Eğitimi Merkezi tarafından her yıl ‘Biçki Dikiş Kursu’ açılırdı.

1968 yılında İkisu ve çevre köylerine hizmet verip kalkındırma için;

“İkisu ve Çevre Orman Köylülerini Kalkındırma Kooperatifi” kurulup ve 12 Eylül darbesi sonrası da kapatılmıştır…

İkisu yerleşkesinde 1970’li yıllara kadar her Cuma günü yöre insanını alışveriş yapması için ‘pazar’ kurulurdu…

Ve bu ‘pazar yerinde’ tezgah açmak için;

Şebinkarahisar’dan, Alucra’dan ve Suşehri kasabalarından satıcılar gelirdi…

Pestil, pekmez ve dut kurusu ve kuru fasulye getirip satarlardı…

Akşam geriye dönerken de ‘kuzu ve dana eti’ satın alarak evlerine dönerlerdi…

Yani, bir zamanlar İKİSU yerleşkesi büyük bir devinim içerisindeydi.

Memuriyet ve eğitim gereksinimi dışında gurbete göç verilmezdi.

Yani devletten hiçbir yardım beklemeden yöre insanı geleneksel üretim biçimiyle, kendi-kendini doğduğu yerde istihdam ederdi…

Hem de öylesine üretken bir biçimde istihdam ederdi ki;

Bir yandan kapısında ihtiyacından fazla sığır ve koyun besiciliği yapar…

Kendi aile gereksinimini sağladıktan sonra fazlasını satardı…

Yeri geldi mi; mevsimlik orman işçiliği yapar…

Dere üzerinde tomruk seller, tomruk depolar…

Yeri geldi mi; buğdayını-arpasını mısırını ekerdi…

Beslediği hayvanlarının kış yiyeceği için; çayır biçerlerdi..

Hele birde boş zamanlarda ‘oltalarını eline alıp’ gürül-gürül akan derelerde dizin-dizin ‘benekli alabalık’ tutmaya görsünler; bu keyfi hiçbir şeye değişmezlerdi!…

Peki, nereye mi gitti bütün bunlar?

Hemen yanıtlayalım; bitti, tükendi…

Nasıl mı bitti, tükendi?

Durun, aklımızın erdiği kadarıyla onu da yanıtlayalım;

Bundan tam 40 yıl önce…

Yani büyük patron ABD bize bir ekonomist gönderince;

“Serbest piyasa, liberal sistem getireceğiz.”

“Her şeyi özelleştirip, güzelleştireceğiz” dediler…

Ve düşündüklerini -kazaya uğratmadan- garantiye alıp, pratiğe taşımak için 12 Eylül 1980 tarihinde namlunun ucunu gösterdiler.

(ve ülkenin dört-bir yanında olduğu gibi)

İKİSU Bölgesi insanını da ‘daha iyi bir yaşam umuduyla’ gurbete göç ettirmeye özendirdiler…

Ve bu projenin sahipleri amaçlarına bir an önce uluşabilmek içinde; Biraz önce sözünü ettiğim ‘istihdam ve üretim devinimini’ kaldırmak içinde birer-birer devlete ait birimleri ve kuruluşları kaldırdılar…

Yani anlı-şanlı yönetsel erkler demediler ki;

“Gurbet ellere gidip, iş aramanın alemi yok”

“Sizler doğduğunuz yerde üretmeye ve artı-değerler yaratmaya devam edin” diyemediler..

“Sorununuz, sosyal güvence sorunuysa, onu gurbete göçmeden de hallederiz” deyip, vatandaşına güven veremedikleri için ‘göç yolunu’ açmışlar ve (ülkenin her yerinde olduğu gibi) ‘Cennet Köşesi’ İkisu ve yöre insanını da gurbete göçmek zorunda bırakmışlardır…

“Daha uzatma, canımız sıkıldı” dediğinizi duyar gibiyim…

Doğrudur…

Sıkılmış olmanız normal…

Sohbetin uzamasına mı canınız sıkıldı?

Yoksa kaybolan değerlere mi canınız sıkıldı orasını bilemem ama…

Doğrusunu söylemek gerekirse; böylesi konular üzerine sohbet etmek benimde canımı sıkıyor…

Üstelik İKİSU yerleşkesi üzerine daha çok anlatacaklarım vardı ama…

Her neyse…

Onuda başka bir sefere anlatırım…

Hoş kalın…

Hoşça kalalım…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM