TEBEŞİR BEYAZI OLSA DA SAÇLARI HALA DÜNKÜ GİBİ MESLEK AŞKLARI

TEBEŞİR BEYAZI OLSA DA SAÇLARI HALA DÜNKÜ GİBİ MESLEK AŞKLARI

Kimlerden mi söz etmek istiyorum?
Eğer işin içine ‘tebeşir’ girince, sizce kimlerden söz etmek istemiş olabilirim?

Tabi ki; dünün dağ-taş, köy-köy dolaşan öğretmenlerinden…
Ve bugün saçları tebeşir beyazlığında olan, ancak bir türlü ‘meslek aşkını’ bir kenara bırakamayan emekli öğretmenlerden söz etmek istiyorum…

Ancak, sohbet konumuza geçmeden önce şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki;
Bazı konuları sürçü-lisan yapmadan sohbet masasına yatırmak bir hayli zordur…
Hele-hele söz konusu ‘öğretmen’ olunca bu daha da zor…

Ama ben yinede bütün cesaretimi toplayarak…
Değerli meslektaşlarımın engin hoşgörülerine sığınarak;
Hemen sohbet konumuza girmek istiyorum…
***
Yazarlığını ve yönetmenliğini yaptığım “Bu Nöbet Zor Nöbet” oyun provasına gitmek için evden çıktım…
Geç kaldığım için biraz acele edip, hızlı adımlarla provaya zamanında yetişmek istiyorum..

Ancak ‘Yeşilçam Kafe’ye’ uğrayıp, tiyatro oyuncularımdan Fırat Onur Altay’a ve hatta eşi Özlem’i de alıp, bir an önce provaya yetişmek gerek…

Koşar adımlarla Yeşilçam Kafe’ye çıkıp, içeriye girdim…
Ve içeri girer-girmez; birleştirilmiş bir masanın başında oturan;
Ve saçları tebeşir beyazlığında olan birkaç hanımefendiyi oturur şekilde gördüm..

Ancak masa başında oturanlara, başımı eğip selam verdikten sonra tam dışarıya çıkıyordum ki; karşımda birdenbire Öğretmen okulundan sınıf arkadaşım Mesude Damcı’yı gördüm ve;

“Hayırdır Mesude” dedikten sonra, Mesude arkadaşımda bana;
“Emekli bayan öğretmen arkadaşlarla burada buluşmamız var” dedi…

Tekrar geriye dönüp, başımı masaya çevirdim ve -az önce göremediğim- meslekte ablamız olan Müesser Karaibrahim ablamızla yüz-yüze, göz-göze geliverdik…

Ve karşılıkla olarak birbirimizle selamlaşarak tebessüm ettik…
Derken yine okul arkadaşlarımdan Gülizar Akın Demir, Fatma Naime Bekdemir ve (şu isimlerini anımsayamadığım) bizden dönem olarak ileri sınıfta ve birkaç sınıf geride olana emekli öğretmen arkadaşlarla ayak-üstü selamlaşıp ve kısacıkta olsa ayak-üstü bir sohbet yaptıktan sonra ben izin isteyerek, sevgili meslektaşlarımdan ayrılmak zorunda kaldım ve ayrıldım…

Provalarımızı Atatürkçü Düşünce Derneğinde yapıyoruz…
Hem yürüyorum ve hemde yürürken Yeşilçam Kafe’de ‘buluşma toplantısı’ yapan meslektaşlarımı kafamın içinde zaman tüneline sokup, 50-55 yıl gerilere taşıyarak düşünüyorum!
Ve hem yürüyor, hemde içimden kendi-kendime şöyle diyorum;

“Vay be!”
“Bu yarım asırdan fazla yılı ve yılları hangi arada tükettik?”
“Halbuki daha dün gibi geliyor insana”
“Veya da tıpkı elli yıl öncenin gençliğini terk edesi gelmiyor insanın!!”

Tıpkı biraz önce masa başında toplanmış olan;
Cumhuriyet öğretmenlerinin…
Atatürk düşüncesinin ekseninde toplanan devrimcilerinin…
Giresun Kız İlköğretmen Okulunun, toplumcu düşünceye sahip öğretmenlerinin terk etmediği gibi…

Yine eskiden olduğu gibi bir araya gelmişler…
Ve tıpkı eskiden olduğu gibi ve hala elinden düşürmek istemedikleri ‘aydınlık meşalesiyle birlikte yine bir araya gelip toplanıp, geriye dönüş yaparak; gençlik yıllarını konuştukları gibi…

Ve onlar ki;
Yine her zaman yaptıkları gibi bir araya gelip; toplandıkları mekanlarda ve platformda;yine eğitim sorunlarını masaya yatırıp konuşabiliyorlar…
Ve yine eskiden olduğu gibi ülkenin sorunlarını tartışabiliyorlar…
Demek ki bunlar hiç ihtiyarlamıyorlar!

Tıpkı yıllar öncesi ‘staj yaptıkları’ köylerde bir araya geldikleri gibi bir araya gelebiliyorlar…
Tıpkı il ve ilçe merkezlerinde yapılan ‘mesleki toplantılar’ sonrası bir hasret gidermek için toplandıkları gibi toplanıyorlar…
Ve tıpkı yıllar öncesi çektikleri zorluklar gibi, bugünde toplumun ortak yaşamında çektiği zorlukları birbirlerine anlatabiliyorlar!

Hem yürüyorum..
Ve hemde bir ışık hızıyla yıllar öncesi köylerde, kasabalarda ve dağda-bayırda öğretmenlik yapan bayan meslektaşlarımın hem idealizmini ve hemde gençliklerinden ödün verdikleri, yaptıkları fedakarlıkları düşünüyorum;

Ki onlar;
Gündüz okulda öğrencilerin eğitim-öğretimleriyle, gündelik dertleri ve sorunlarıyla ilgilenirlerdi…
Son ders zili çalıp, okuldan ayrılınca da; öğrenci velilerinin dert ve şikayetlerini dinlerlerdi…

Yani daha kısa yoldan ifade edecek olursak;
Okula giderken, cumhuriyet öğretmenine yakışır bir şekilde giyinir kuşanır okuluna gider…
Mesai bitince, sivil kıyafetini giyer ve yöresinde bulunan cahil cühela takımını aydınlatmaya çalışırlardı…

Salt sınıfta ‘öğretmenlik’ yapmazlardı bizim dönemimizde bayan öğretmen meslektaşlarımız…
Yeri geldi mi; köylü gibi kara-lastiğini giyer ve tarlaya iner pancar fidesi dikerlerdi…
Pancar fidesi dikme bahanesiyle okuma-yazma bilmeyen köylü kadınlara ‘bakabileceği ve eğitimini yaptırabileceği kadar çocuk yapmasını’ öğütlerdi…
Hatta ve hatta okuma-yazma bilmeyen kadınlara okuma-yazma öğretirlerdi…
Öğretmeleri gerekiyordu;
Çünkü onlar öğretmendi…

Köy okullarının kapısına boşuna mı ‘kilit’ vurdular…
Köylü bir an önce ‘şehirli olsun’ diye mi okulları kapattılar!…

Köylere ve kasabalara ‘ışık olan’ ve cehaletin karanlıklarını dağıtarak etrafını aydınlatmaya çalışan bu öğretmenlerimizin üzerine cahil halkı kışkırtarak;

“Bunlar Komünisttir”
“Bunların giydiği mini etektir”
“Bu öğretmenler bir an önce köyümüzden gitmelidir” diye boşu boşuna mı kışkırttılar öğretmenin üzerine cahil-cühela takımını!
İşte tam da bugünlere ‘yaratmak’ için yaptılar…

Eğer böyle olmasaydı…
Böyle düşünmemiş olsalardı…
Kooooskoca “Prof” unvanlı bir zatı-muhterem kalkıp da hiç “Ben bu cahil halkın ferasetine güveniyorum” der miydi?
Her neyse…
Konumuz şimdilik bu değil…

Tekrar sohbet konumuza geri dönecek olup ve yavaş yavaş da toparlayacak olursak;

Geçtiğimiz gün Yeşilçam Kafe’de bir araya gelen Giresun Kız İlköğretmen Okulu mezunlarından bir avuç-tebeşir beyazlı-ak saçlı bayan öğretmen meslektaşlarımı bir arada görünce, ister-istemez yarım asır öncesine götürdü beni duygularım…

Bu güzel meslektaş birlikteliği çok hoşuma gittiği içindir ki, siz değerli sayfa arkadaşlarımla da paylaşayım istedim…
Umarım fazla can sıkıcı olmamıştır sayfa sohbetimiz…

Hoş kalın,
Hoşça kalın,
Sağlıkla kalın,
Ve arada-birde olsa;
Arkadaş ve meslektaşlarınızla bir arada toplanın…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar