Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
YÜZYIL GERİYE GİRİYORUZ  VE İNEBOLUYA ÇIKIYORUZ 
  • 0
  • 63
  • 10 Haziran 2021 Perşembe
  • +
  • -

Daha doğrusu;

İnebolu’ya silah çıkarıyoruz…

Niye mi çıkarıyoruz?

Emperyalist işgal kuvvetleri yurdumuzu çepeçevre sarmalayıp işgal ettiği için, kendimize yeni bir kurtuluş yolu arıyoruz…

Yani;

Yurtseverlerin sel felaketinin önünden kurtardığı silahları gizliden gizliye İnebolu’da karaya çıkaracağız…

Ve eğer başarabilirsek;

Çoluk-çocuğumuzla yola çıkacağız…

Yalın-ayak kadınlarımızla ay-ışığında yol alacağız…

Ve sağdan-soldan temin ettiğimiz silahları, bu ülkenin kurtuluşu için savaşanlara ulaştıracağız…

Çünkü ihaneti gördük!

İhanet edenlerin tuzağına düşerek öldürüldük….

(Durun en iyisi ben aradan çekileyim de, o günleri şiir ve destan diliyle anlatan Nazım Hikmet’e bırakayım.)

“Ateşi ve ihaneti gördük

ve yanan gözlerimizde durduk

bu dünyanın üzerinde.

İstanbul 918 Teşrinlerinde,

İzmir 919 Mayısında

Ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar;

Mayıs ortalarında

Haziran ortalarına kadar

yani tütün kırma mevsimi,

yani, arpalar biçilip,

buğdaya başlanırken,

yuvarlandılar…

Adana,

Antep,

Urfa,

Maraş;

düşmüş

dövüşüyordu…

Ateşi ve ihaneti gördük.

Ve kanlı bankerler pazarında

Memleketi Alaman’a satanlar,

Yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar

düştüler can kaygusuna

ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından

karanlığa karışarak basıp gittiler

Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,

en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,

dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,

iki kat soyulmamak için.”

———-

Böyle anlatıyordu ülkenin zor günlerini büyük şair…

Böyle dile getiriyordu ‘vatan haini’ damgasını yiyen büyük Ozan…

Ki; kendisi de o günleri bire-bir yaşayan birisiydi…

Ki; kendisi de arkadaşı Vala Nurettin ile birlikte Kuvvayi Milliye hareketinin içinde görevliydi…

Peki, bundan tam 100 yıl önce ‘İşgal güçlerine’ karşı başkaldıran…

Ülkesinin kurtuluşu için ‘Bağımsızlık Savaşanı’ başlatan…

Ve başlattığı hareketi başarıyla taçlandırıp, ülkesini emperyalist işgal güçlerinden kurtaranlara ‘saygı’ var mı?

Saygı-sevgi örgüsünden vazgeçtik;

Bu ülkenin ‘kurtuluşuna’ öncülük yapan lidere sövmeyen ve hakaret etmeyen kaldı mı?

Daha doğrusu;

Kaldıysa, acaba kaç kişi kaldı?

Evet, sevgili dostlar…

Bundan tam yüz yıl önce…

Yani ‘9 Haziran’ tarihinde…

Denizden motorla gizli-saklı getirilen silahlar İnebolu’da karaya çıkarılıyor…

Ve yine gece karanlıklarında gönderilmesi gereken yere gönderiliyor…

Siz bakmayın günümüzde ‘kurtuluş savaşının’ yapıldığına inanmayanlara…

Siz bakmayın günümüzde o ‘kurtuluş savaşının’ liderine hakaret edilip;

“Onlardan daha kafir kim olabilir” dediğine…

Siz bakmayın bazılarının Atatürk’ü ananlar için söylediği;

“Saat; 9’u beş geçe tuvalete gidin” diye nasihat vermelerine…

Siz bakmayın bazı yobaz takımının Atatürk için söyledikleri ‘put’ benzetmelerine…

Onlar; dünde vardı…

Bugünde varlıklarını hala sürdürüyorlar…

Her neyse…

Bugün; 9 Haziran…

Bugünden yüz yıl geriye gidersek;

Kaçırılan silahların İnebolu’da karaya çıkarıldığı tarih…

(Dedikten sonra)

Sözü yine Nazım Hikmet’in dizelerine bırakıyorum…

Ve sizlere yine yüzyıl önceyi anlatan bu dizelerle veda etmek istiyorum…

(….)

“Üçümüzü uykuda kesti kafir,

kurşuna dizdi ikimizi.

Şimdi üçümüz;

Abdullah ve Osman ve Abdülkadir,

taşları yan yana yatar Eyüp’te.

Arama, bulamazsın ikimizin kabrini,

belki maşrıkta, belki mağripte,

bizde bilmeyiz yerini.

Uykuda kestiler üçümüzü,

kurşuna dizdiler ikimizi,

Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,

Reşadiyeli Veli oğlu Mehmet benimkisi.

Birde altıncımız var,

kara kaytan bıyıklı bir şehit,

son mekanı şöyle dursun,

adını da bilen yok…”

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM