Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
ÇEVRESİNE ÖRNEK OLMAK İSTİYOR EVİN KAPISINI ORMANLIK YAPIYOR
  • 0
  • 424
  • 02 Ocak 2023 Pazartesi
  • +
  • -

Önce;

Örnek olmak istediği komşuları rahatsız oluyor…

Hiç zaman kaybetmeden gidip şikayet edilmesi gereken birimlere şikayet ediyor…

İster inanın, ister inanmayın…

Şikayeti dikkate alan birimlerde;

“Sen bu dağ başında bizden habersiz nasıl ağaç yetiştirir ormanlık kurarsın?” dercesine hesap soruyor…

Evet, evet…

Yanlış okumadınız…

Dinlediklerim yalan değilse;

Aynen dediğim gibi oluyor…

Bu olay nerede mi yaşanıyor?

Vakit geçirmeden sıcağı-sıcağına hemen söyleyelim…

Daha doğrusu bilmeyenler için tarif edelim;

Dereli ilçesinin mülki sınırları içerisinde ve deniz seviyesinden 2100 metre yükseklikte bulunan ‘Şehitler Mevki-Şıh Obası’ denilen yaylada vuku buluyor…

Ancak izniniz olursa -bilmeyenler için-şunu da ön bilgi olarak belirtmek isterim;

Rakımı bir hayli yüksek olan bu yayla çayırının üzerinde (yöre diliyle) ‘Sarı Ağu’ denilen (Zifin) çalıdan başka fidanların yeşermediği bilinir.

‘Bilirin’ diyorum;

Yıllardır bu yüksek rakımlı yaylalarda ‘çalı bitkisinden’ başka fidanın yetişmediğine inanılır…

Ve bu inanç biçimi de dogmatik bir biçimde kuşaktan-kuşağa aktarılır…

Uzatmayalım;

Çocukluğu ‘Şıh Obası’ denilen yaylalarda geçen İzzet Yurt isimli (rahmetli) bir büyüğümüz -gurbet işçisi olarak- uzun yıllar kaldığı Avrupa’da gördüğü bilimsel yenilikleri hafızasının bir kenarına kayıt eder…

Ve ‘örneğin’ der;

“Elin-oğlu bu rakımı yüksek ve verimsiz topraklarda olmazı olumluya çevirip, kıraç arazilerini yeşillendiriyor da, biz neden bu verimli ve cömert topraklarımızı yeşillendirmeyelim” diye düşünür…

Ve bundan (yaklaşık) yirmi yıl önce;

2100 metre yükseklikte bulunan yayla toprağının tahlilini yaptırır…

Hangi fidanların yeşerip boy-atacağını araştırır…

Ve olumlu ‘yanıt’ aldıktan sonrada;

Birbirinden farklı 160 dolayında ‘çam fidanı’ satın alarak yaz aylarında tatil evi olarak kullandığı evinin çevresini ağaçlandırır…

(Görselde paylaştığım fotoğraf)

Ve yirmi yıllık bu süre içerisinde bu fidanların boyu yirmi metreye ulaşır ve çevredeki kuşların gece-gündüz konaklayacağı, barınacağı küçük bir ormanlık olur…

Olur olmasına da;

Kuşların ve diğer canlıların mutlu olduğu bu ortamdan komşular (her nedense) ‘ortak kullanım alanımız’ olan çayırı sen nasıl orman yaparsın da, çevresini telle çevirirsin?” diye rahatsız olur…

Halbuki yayla geleneğinde;

Her evin önünde kendi sebzesini yetiştirecek ölçüde bir ‘şenlik’ çevirip kullanma geleneği vardır…

Hatta (geçmişte) hayvanlarına kışın yedireceği otu için çayır çevirme geleneği de vardı…

Her neyse…

Sözü şuraya getirmek istiyorum…

Hani “Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür” diye bir sözümüz vardır ya…

Vallahi bunu her kim söylemişse, o kadar doğru söylemiş ki…

Yani demem o ki;

Benim tuz-ekmek paylaşımı yaptığım kapı komşum, komşusunun yaptığı olumlu işlere ‘olumsuz’ gibi bakıp, karşı çıkmasını bir hüner sayıyor da…

Her nedense malının-davarının su içtiği dereleri, yayla ve yaylakları satın alan şirket ve patronlara her nedense hiç ‘gıkı’ çıkmıyor…

Üstelik ‘gıkı’ çıkmadığı gibi ‘ipini kesen’ Cellat’ına alkış tutuyor…

Hadi diyelim ki sıradan vatandaş böylesine sığ düşünüyor…

Peki, asıl görevi ağaçsız ve kırsal alanları ağaçlandırma görevi olan birimler ve kurumlan neden bu gönüllü hareketten rahatsız oluyor?

İşte insanın bu durum karşısında ister-istemez şöyle düşünesi geliyor;

Hadi diyelim ki kapı komşumuz bu işleri beceremediği için kıskançlık duyguları ve dürtüleri öne çıkarak rahatsızlık duyuyor…

Peki bundan asli görevi ağaçlandırma olanlar niye rahatsız oluyor?

Yoksa onlar da mı bu işi yapamadığı ve yapmak istemediği için huzursuzlanıyor?

Halbuki bunun tam tersini düşünmeleri gerekli…

Ve çevresini ağaçlandırıp, yeşillendirmeye çalışanlara şöyle demeli;

“Bravo be!”

“TEMA Vakfının yaptığını sen tek başına yapıyorsun”

“Bizim yapmamız gereken işi sen yaparak bizler utandırıyorsun” demeleri gerekmez mi?

Hatta ve hatta bunlarda yetmez;

Gün geçtikçe bozulan iklim dengesini biraz daha geciktirmek için çevresini yeşillendiren böylesi gönüllü girişimlerin ödüllendirilmesi gerekmez mi?

Siz bu konuda ne düşünüsünüz onu bilemem ama bence gerekir…

Ve son söz olarak bu 2023 yılının ilk sohbetini, sohbet konumuz olan Orman söyleşisini Nazım Hikmet’in dizelerinde dile getirdiği dileklerle bitirmek istiyorum;

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim…

Bu memleket bizim.

Bizim dostlar bizim..”

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM