Ne amaçlanıyor?

Ne amaçlanıyor?

AKP ile MHP’nin ortak çalışmasının ürünü olarak TBMM’ye sunulmuş olan anayasa değişikliği ile ne getirilmek isteniyor?

Yirmi bir maddeden oluşan yeni paket ile adı ‘cumhurbaşkanı’ olarak kalsa da, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olmayan yetkilerle donatılmış bir başkanlık sistemi amaçlanmaktadır! Belki de o nedenle yeni sisteme ‘Türk tipi’ yakıştırması yapmaktadırlar!

Sanırım amaçlananın gerçekte ‘başkanlık sistemi’ olmasına rağmen, cumhurbaşkanlığı adının kalması ve ‘Türk tipi’ denmesinin ana nedeni MHP’nin desteği içindir.

Bu iki söz oyunu ile sürekli “kandırıldık” edebiyatı yapan iktidar partisi bu defa ‘kandırma’ peşine düşmüş ve başarılı da olmuştur!

Gerekleştirilmek istenen yeni sisteme bakacak olursak, şu an mevcut olan “fiili durum” hem anayasal olarak yasallaştırılmakta hem de yeni yetkiler ile ‘tek adam’ sistemi pekiştirilmek istenmektedir.

Yeni sistemde, cumhur-başkan aynı zamanda hem partili olabilecek hem de partisinin genel başkanlığını yapabilecektir.

KHK çıkarma yetkisine sahip olabilecektir.

Gerekli gördüğü takdirde TBMM’yi fesih yetkisi olacaktır. Burada karşılıklı fesih ilkesi geçerli olacak. Yani cumhur-başkan TBMM’yi fesih ederse kendisinin de görevi sona ermiş olacak.

Başbakan olmayacağı için cumhur-başkan TBMM içinden veya dışından bakanları kendisi seçecektir. İstediği kişileri bakan yapabilecektir.

Kurulan hükümetin TBMM’den güvenoyu alma zorunluluğu yoktur.

TBMM’nin hükümeti denetleme yolları sınırlandırılmıştır. Çünkü hükümet TBMM’ ye karşı değil cumhur-başkana karşı sorumlu olacaktır.

Cumhur-başkan, tek başına bürokrasiye atama yapabilecektir. Görevden alabilecektir.

Vali ataması, rektör ataması, Genel Kurmay Başkanı ataması veya görevden alması bu yetkilerdendir.

Merkez Bankası gibi özerk kuruluşların başkanlarını da atayabilecek veya görevden alabilecektir.

HSYK üyelerinin, Anayasa Mahkemesinin ve diğer yüksek yargı organlarının üyelerinin %50’sini tek başına seçebilecektir. Kalan %50 üyeyi ise TBMM aracılığı ile seçecektir.

TBMM üye sayısı 600 olacak ve seçilme yaşı 18 olacaktır. Yedek milletvekilliği getirilecektir.

Cumhurbaşkanı sorumlu olacak. Ancak yüce divanda yargılanabilmesi için öncelikle TBMM’de 301 milletvekilinin önerge vermesi ve bu önergenin gündeme alınması için 360 milletvekilinin oyu gerekecektir. Yüce divana sevk için ise 401 milletvekilinin oyu gerekecektir.

Cumhurbaşkanın ve bakanlıkların harcamaları denetim dışı kalacaktır.

Buradan demokrasi çıkmaz. Bu talepler parlamenter sistem ile de uyuşmaz. Otoriter bir başkanlık sistemi ortaya çıkar. Keyfi yönetim anlayışını doğurur…

Neden mi?

Parti lideri olan cumhur-başkan seçildiği zaman doğal olarak partisi de TBMM’de çoğunluğu almış olacaktır.

Bu nedenle yürütmenin başı olarak aynı zamanda yasama organını da kontrol altına almış olacaktır. Yasama ile yürütme arasında olması gereken tüm denge-fren sistemleri de ortadan kalkacaktır.

Yasama organındaki çoğunluğu ile hangi yasaların çıkması gerektiğini tek başına belirleyebilecektir. KHK çıkarma yetkisi de olacağı için bir bakıma meclis by-pas edilmiş olacaktır.

TBMM seçimleri ile cumhur-başkanlık seçimleri birlikte yapılması ile yasama organında denetlenemez bir çoğunluğa sahip olmasını sağlayacaktır.

Çünkü seçilebilmek için %50 den fazla oy alması gerektiği için, başkanı olduğu partide doğal olarak en az %50 oy almış olacaktır.

Bu da cumhur-başkanının başkanı olduğu partinin TBMM’de ezici bir çoğunluk elde etmesine neden olacaktır.

Bu çoğunluk, denetlenmesinin de önüne geçecektir.

Çünkü parti başkanı olarak milletvekillerini kendisi tek başına belirleyecektir!..

HSYK üyelerinin %50 sini tek başına kalan %50 sini ise çoğunluğa sahip olduğu TBMM tarafından seçilmesi aslına tüm üyeleri kendisinin seçeceği anlamına gelmektedir.

Aynı şekilde Anayasa Mahkemesinin, Yargıtay’ın ve Danıştay’ın üyeleri de bu yolla seçilecektir. Yani yüksek yargı üyelerini de kendisi tek başına belirleyecektir.

Bu yolla Adalet Bakanının başkanı olduğu HSYK aracılığı ile adli yargıyı denetim altına almış olacaktır. Hem de yüksek yargıyı denetim altına almış olacaktır.

Hukuk devleti ve bağımsız yargı anlayışına uymayan bir durumun varlığı oldukça belirgindir.

Bu yolla ne meclis denetimi olanaklıdır ne de yargısal denetim olanaklıdır.

Ayrıca ‘gücün hukuku’ geçerli olacağı için muhalefet etmekte olanaksız hale gelecektir. Medya iyice susacaktır. Aydınlar susacaktır.

Temel hak ve özgürlükler ortadan kalkacaktır.

Atama yetkisi ve görevden alma yetkisi cumhurbaşkanına ait olduğu için, valiler iktidarın valisi olmak zorunda kalacaktır.

Rektörler iktidarın rektörü olmak zorunda kalacaktır.

Hâkim ve savcılar iktidarın emrine amade olmak zorunda kalacaktır.

Emniyet, iktidarın emrinde olacaktır.

Asker, iktidarın emrinde olacaktır.

Bürokrasi de siyasallaşmış olacaktır. Giderek öğretmene, memura kadar tüm çalışanlar iktidarın emir ve hizmetinde olmak zorunda kalacaklardır.

Şu an var olan “fiili durum” mevcut yetkiler daha da artırılarak anayasal statüye kavuşturulmuş olacaktır!

Buradan demokrasi çıkmaz.

Çıksa çıksa otoriter bir yönetim modeli çıkar.

Parti devleti çıkar…

Kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliği modeli çıkar. Çünkü bu sistemle arzu edilen “güç bende” diye haykıran HE-MEN sistemidir!

Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, bir kişiye bu denli yetkiler verilemez.

Verilirse zaten o ülkede demokrasi kalmaz!..

Görüleceği gibi aslında bu bir ‘sistem değişikliği’ de değildir. Yapılmak istenen rejim değişikliğidir.

Çoğulcu parlamenter rejim yerine, parti devletine dayalı tek kişi egemenliğini kurmak amaçlı bir rejim değişikliğidir.

Yıllar önce ne diyorlardı? “Demokrasi bir tramvaya benzer, gideceğin durağa kadar biner, durağa gelince inersiniz.”

Demek ki demokrasi amaç değil araç! Zaten kendileri de demokrasiyi böyle tanımlıyorlardı!

Dilerim önce Yasama organı kendisini göstermelik kılacak olan bu değişikliklere onay vermez. Şayet değişiklikler AKP ve MHP desteği ile TBMM’den geçerse ikinci umudum Anayasa Mahkemesidir. AYM, ‘rejim değişikliği’ amacı taşıyan bu değişiklikleri iptal eder umudum var.

Değişiklikler bu iki engeli aşarsa son umudum halkımızdır… Aksi halde 1923 cumhuriyetine süreç içinde hep birlikte adım adım veda edeceğiz!

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar