Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
ESKİDEN KÖY ENSTİTÜLERİMİZ VARDI EĞİTİM-ÜRETİMLE BİRLİKTE YAPILIRDI 
  • 0
  • 393
  • 16 Nisan 2023 Pazar
  • +
  • -

Eğitim sistemlerini;

“İş içinde eğitim” olarak tanımlarlardı…

Yani, bir araya getirilen bu köy çocukları;

Tüketimden yana değil, üretimden yanaydı…

Bir başka ifadeyle;

Kimseye muhtaç olmamak için kendi işlerini kendileri yapardı…

Okulun derslikleri yetmiyor da, derslik mi yapılacak;

Devlete yük olmadan, kendi dersliklerini kendileri yaparlardı…

Sanat ve Kültürel etkinlikler için bir salona mı gereksiniz var;

Kendi ‘Kültür Salonlarını’ kendileri inşa edip, kendileri yapardı…

Ve o Köy Enstitüsü çatısı altında yetişen öğrenciler ki;

Selçuklu mimarisini aratmayacak tarzda duvar örmesini bilirlerdi…

İleride ‘öğrenci sıralarını’ yapmak ve tamir etmek için ‘Dülgerlik’ (Marangozluk) öğrenirlerdi…

Ziraat mühendislerine taş çıkartırcasına;

Fidan dikmeyi ve en iyi meyve aşılamasını onlar bilirdi…

Doğayı yok etmeyi değil, aksine onu korumayı severlerdi…

Yarınların ‘öğretmeni’ olmak için Köy Enstitüsünün havasını teneffüs eden o ‘öğrenci’ ve ‘öğretim’ kadrosu ki;

Doğayı tahrip etmeden, küçücük derelerden elektrik üretirlerdi…

Akarsular geçilmeyecek büyüklükteyse üzerine köprü kurarlardı…

Ve ‘eğitimi-üretim’ için yapan o Köy Enstitüleri ki;

Felsefe olarak, devlet bütçesine yük olmayı asla sevmezler…

Gündelik bütün gereksinimlerini kendileri üretimleriyle karşılardı…

Örneğin;

Sofrada yiyeceği ekmenin buğdayını kendisi eker biçerdi…

Pişirilecek ekmeğin fırının kendileri yapar, kendileri inşa ederdi…

Sabah kahvaltısında bal ve reçel mi yemek istiyor;

Bal yemek için ‘arı yetiştiriciliği’ yaparlardı…

Yetiştirdikleri meyveleri toplayıp ‘reçel’ kaynatırlardı…

Yine sabah kahvaltısında taze süt içip, yumurta yemeyi mi tercih ediyorlar;

Yoğurdun-peynirini yiyeceği, sütünü içeceği ‘besi hayvanları’ yetiştirirlerdi…

Kümesler kurup, tavuk beslerlerdi…

Köy Enstitülerinin kurucularından ve en büyük emeği olanlardan olan İsmail Hakkı Tonguç (Baba) bu üretim konusunda şöyle diyor;

“Topraktan kendi elimizde ürettiğimiz ürünün tadı başka olur…”

Köylere-kasabalara öğretmen olacak o, Köy Enstitülü öğrenciler ki;

Her birisi Keman, Piyano gibi müzik aletlerinden mutlaka birisini çalıp, şarkı söylemesini bilirdi…

Genel kültür ve kitap konusunda;

Dünya Klasikleri okumayanlar ayıplanırdı…

Kitap okumak isteyenler adeta kütüphanede yatıp-kalkardı..

Kültür-sanat konusunda;

Daha çok kendilerinin yazdığı ve ülke sorunlarını anlatan oyunları sahneler ve oynarlardı…

Kısacası;

Bir zamanlar ülkenin ‘karanlık köşelerini’ aydınlatmak için öğretmen yetiştiren Köy Enstitüleri, devlet ekonomisine hiçbir zaman yük olmadı…

Tam tersine devlet bile zaman zaman Köy Enstitülerinin üretiminden yararlandı…

Peki;

Böylesine ‘üretken’ bir yolculuk yapan Köy Enstitüleri ne zaman açıldı ve ne zaman kapandı?

Hemen söyleyelim;

17 Nisan 1940 yılında açıldı…

Ve 14 yıl gibi kısa bir yolculuktan sonra da;

27 Ocak 1954 yılında kapandı…

Neden mi kapandı?

Onu da söyleyelim;

Yaptıkları her işi ‘imece’ felsefesiyle yapıyorlardı…

Eh, imece ne demek?

Bir araya gelen emek birlikteliği demek…

Emek birlikteliği ne demek?

Düpedüz ‘komünistlik’ ve ‘münafıklık’ demek…

Şimdi siz olsanız;

Eğitimi ‘üretimle’ birleştiren…

İmece birlikteliğiyle üretiyoruz diyerek;

Sinsi sinsi ülkenin varlığını yok etmek isteyen okulun kapısına kilit vurmazsınız da ne yaparsınız?

İşte o günün egemen güçleri;

Birilerinin keyfini yapmak için Köy Enstitülerini kapattı…

Ve o günden sonra da yavaş-yavaş toplumu tatlı uykusundan uyarmadan üretimden uzaklaştı…

Üretimden uzaklaşınca ne oldu?

Ne olacağı var mı;

Daha sonra köy okullarının kapısına kilit vuruldu…

Atanamayan öğretmenlerin sayısı milyonu buldu…

Aaaah! Aaah!

Ne demeli bilmem ki?

Veya da bu sohbeti nasıl bitirmeli?

Durun, durun…

Aklıma geldi…

En iyisi son sözü Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun dizelerine vermeli;

“Şu dağın başında bir top gül vardı

Eşi görülmemiş bir top gül katmer katmer açardı

Kırk bir köyde kırk bin umut

Kırk bin köyde kırk bin tomurcuk

Kırk bin adet meyveye durmuş fidan

Köy okullarımıza nasıl kıydılar anlatamam

Hey gidi mangal yürekli Tonguç baba

Köy okullarımızı kilim misali ilmik ilmik ören

Adını kaç aydın koydu acaba

Mangal yürekli Tonguç baba

Sana Anadolu’mun her yanından

Kekik kokan keklik kokan Cevat Şakir işi

Kınından çekilen kılıç gibi bir merhaba

Bir mangal yürekli Tonguç baba yetmedi bre şahin aman

Bir Tonguç baba daha…”

Son söz;

17 Nisan 1940 yılında açılan ve 27 Ocak 1954 yılında kapanan Köy Enstitülerimiz keşke bir daha açılsa…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM