Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ VE BASIN BİZE MUHALİFSE SAKIN YAZMASIN
  • 0
  • 507
  • 04 Mayıs 2020 Pazartesi
  • +
  • -

Bizde böyle..
İşine geliyorsa yazarsın..
Yok, illada inada bindirip;
“Ben, bildiklerimi ve gördüklerimi ve gerçek neyse inandıklarımı yazarım” diye inatlaşırsan kodesi boylarsın.
Ne demiş atalarımız;
“Ya bu deveyi güdersin, ya da bu diyardan gidersin”
Başka bir çıkış yolu yok..
Bu iki seçenekten birisini seçmek zorundasın…
İster gazeteci ol, istersen sıradan bir vatandaş..
Hiç fark etmez..
Bu söz herkes için geçerlidir…
Şu üç günlük dünyada eğer iki gün daha fazla yaşamak istiyor ve birazcık daha yol yürümek istiyorsan; büyüklerinin gösterdiği istikametten dışarıya çıkmayacaksın..
Öyle ‘basın özgürlüğüymüş’ bilmem ‘düşünce özgürlüğüymüş’ geç onları..
Neymiş efendim;
“Demokrasiyi içselleştiren ülkelerde ‘basın özgürlüğü’ olmazsa olmazıymış o ülkenin.”
E,ne yapalım yani öyleyse?
Onların ‘basın özgürlüğü’ onlara, bizim ‘basın özgürlüğümüz’ bize göre!
Üstelik ne demiş atalarımız;
“El’inen düğüne bayrama gidilir”
“Her koyun kendi bacağından asılır”
Sevgili dostlar, ne olur kusuruma bakmayın..
Sohbetimizin ‘üst başlığını’ belirler-belirlemez, sizlere yine bir ‘merhaba’ demeden,.’günaydın’ çekmeden tam gaz yola girdim yine…
Sevgili dostlar,
Gecikmeli de olsa hepinize yürek dolusu bir merhaba..
Bugün günlerden 3 Mayıs..
Ve bugün ‘3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’
1993 yılında Birleşmiş Milletlerin Genel kurulunda aldığı bir kararla, o günden-bugüne ‘Dünya Basın Özgürlüğü’ olarak kutlanıyor…
Tabi, Birleşmiş Milletlerin bir üyesi olarak bizlerde kutluyoruz.
Nerede mi?
Yahu böyle abuk-sabuk sorular sorarak güldürmeyin adamı!
Nerede olacak; saraylarda kutlayacak hali yok ya!
Ya cezaevlerinde kutlayacak…
Ya da öldürülen gazetecilerin mezarını ziyaret edip ve yattığı mezarın üzerine bir çelen koyacak…
Başka hangi etkinliklerle kutlasın ki?
Yoksa o istemez mi ‘Basın Özgürlüğünü’ en coşkulu bir şekilde ve ‘bayram havası’ içerisinde kutlamasını!
Ama kutlayamıyor işte…
Kalkıp da olmayan ‘basın özgürlüğünü’ kutlayacak hali yok ya!
Gerçekleri kaleme alıp yazdığı için bugün 87 gazeteci ve gazete çalışanı cezaevlerinde bulunmuyor mu?
Bulunuyor..
Hemde Birleşmiş Milletlerin aldığı bu karara bizim ülkemizde taraf olup ve imza atmasına rağmen…
Yani, Birleşmiş Milletlerle birlikte;
“Devlet yaşamında insanların düşüncelerini serbestçe açıklayabilmeleri sayesinde gerçeklerin ortaya çıkabileceği, bu yolla yanlışlıkların, yolsuzlukların hukuk dışılıkların, çelişkilerin su yüzüne çıkacağı ve bunda kamu yararının bulunması gerçeği demokratik hukuk devletlerinde bu özgürlüğün kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur”
Sözlerinin altına bizim ülkemizde taraf olup imza atmamıza rağmen…
Eeee?
E’si şu;
Kim hangi yolda giderse gitsin..
Hangi yolculuğu yaparsa yapsın.
Bizim kendimize özgü geleneklerimiz ve göreneklerimiz vardır.
Örneğin bizler;
“Padişahım çok yaşa” geleneği ile yola çıkan bir toplumuz..
Bizim geleneğimizde;
“Katli-vaciptir” geleneği bizim vazgeçilmez geleneklerimizdendir!
Örneğin bizler;
“Babamda olsa acımam”
“Kardeşim de olsa gözünün yaşına bakmam” felsefesini kendine düstur etmiş bir milletin çocuklarıyız!
Yani kalkıp da “yönetenlerine ve büyüklerine biat etmeyen, onun sözünü dinlemeyen, el-etek öpmeyen muhalif gazetecilerin güzünün yaşına mı bakacak zatı-şahaneleri?”
Elbette bakmayacak…
Bakarsa ne olur?
Ne olacağı var mı; at izi, it izine karışır!
Onun için bizde ‘muhalif düşünen’ gazetecileri susturmak..
Susmazsa ait olduğu yerlere tıkmak!
Daha da olmadı bir yolunu bulup ortadan kaldırmak bizim özgür gazetecilik anlayışımızdır!
Örneğin;
2. Meşrutiyetten bu yana yüzlerce gazeteci ortadan kaldırılarak ‘Faili Meçhul’ olarak kayıtlara girmiştir..
Gazete ve Dergilerimizde onlarca, yüzlerce yazar-çizer takımı doğruları yazabilmek için gerçek isimlerini kullanmayıp, mahlas ve müstear isimler kullanarak düşüncelerini kaleme almışlardır.
İster Osmanlı dönemi olsun, istese Cumhuriyet dönemi olsun; ‘Basın yolculuğu’ yapan gazeteler eğer egemen güçleri rahatsız edince onun kapısına kilit vurulmuşlardır..
Ve düşündüğü yolda ‘yayıncılık yapmak isteyenler’ ise bir başka isimle ‘yayınlarına’ devam etmişlerdir.
Tıpkı bir zamanlar ‘Marko Paşa’ dergisinin sürekli isim değişikliği yaparak yol aldığı gibi..
Ve bu isim değişikliğini bilmeyenler ve bilip de unutanlar için bir kez daha tekrarlayalım;
Efendim;
1946 yıllarında Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Mustafa Mim Uykusuz’un yazarlığını yaptığı ‘Markopaşa’ isimli bir Dergi çıkarılır..
Ancak bu Dergi mevcut iktidarın keyfini kaçırdığı için kapatılır.
ve ardından sırasıyla;
‘Merhumpaşa’
‘Malumpaşa’
‘Yedi-Sekiz Hasanpaşa’
‘Bizimpaşa’ gibi..
Birbirini çağrıştıran isimlerle yayın yapmaya çalışsalar da..
Sonunda galip gelen yine dönemin siyasi iktidarları olur..
Ve şimdi siz gelinde ‘3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü’ tarihini gönül rahatlığı içerisinde kutlayın..
Hoş kalın..
Hoşça kalın..

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM