Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
BUGÜN BİR DEĞİŞİKLİK YAPIYORUM SİZE MASAL ANLATMAK İSTİYORUM
  • 0
  • 365
  • 21 Ocak 2022 Cuma
  • +
  • -

Biliyorum canım biliyorum;

Ömrünüzün masal dinlemekle geçtiğini çok iyi biliyorum…

Ama benim sizlere anlatmak istediğim masal;

O sizin dinlediğiniz ve ara-sıra sinirlendiğiniz masallardan değil…

Benim anlatmak istediğim masal;

1934 yıllarında -o günün- amatör spor kulüplerinin yıl içerisinde yaptıkları ‘Sanat Gecelerinde’ anlatılan masallardan…

Bu kadar ön bilgilendirme yeter deyip;

İsterseniz mizah tadında olan masalımızı anlatmaya geçelim…

Masal bu ya;

“Horoz imam, tavuk tellal iken,

Anam eşikte, babam beşikte iken,

Ben yine böyle bir Karaca oğlan idim.

Biz bir kardeştik.

Kırıla kırıla üç kardeşe indik.

Kardeşlerimin birisi; ESA

Öteki; MUSA

Biride ben; KARACAOĞLAN

Esa’nın gözü kör, aklı yok…

Musa’nın bacağı topal, deli…

İçlerinde akıllı, sağlam bir ben varım..

Bir gün dedim;

Arkadaşlar böyle oturma ile olmaz.

Biraz çalışalım.

Bu sözü hepsi kabul etti..

Esa, değirmene yoğurt öğütmeye;

Musa denize öküz koşmaya gitti…

En akıllıları olan bende, elime harar alarak dağlara rüzgar tutmaya gittim…

Yine günün birinde dedim;

Arkadaşlar benim et yiyesim geldi.

İster misiniz bir ava gidelim.

Hemen karar verdik;

Sabahleyin tüfeğimizi tavandan indirdik.

Bunlardan birinin kundağı yok,

Ötekinin düdüğü,

Birinin de çakmağı yok…

Allah nazardan saklasın;

Çakmadan ateş alıyor…

Üçümüz bir yola koyulduk;

Konuşa konuşa az gittik, uz gittik,

Dere tepe düz gittik.

Birde geri dönüp baktık ki;

Bir mıh boyu yol gitmişiz…

Biraz daha yürüdük;

Bir bitmemiş ağunun dibinde doğmamış bir tavşan yavrusu…

Camış palağından büyük, yatıyor.

Bunu kör kardeşim gördü.

Topal kardeşim tuttu,

Ben vurdum…

Onu alarak ormana daldık.

Karnımızda acıktı ne yapalım?

Düşünürken baktık;

İleride birkaç ev, oraya yaklaştık.

Yan yana üç ev var;

Bunlardan birisinin çatısı yok,

Birinin himi yok,

Birinin de yanları yok…

Biz himi olmayana girdik…

Baktık; içeride üç kadın var.

Birisi ölmüş, ikisinin canı yok.

Bunlardan bir tencere istedik.

Bize üç tencere verdiler…

Birinin dibi yok.

Ötekilerinde yanları yok..

Dibi olmayana tavşanı iyice yerleştirdik…

Ateş yakıp pişirdik. pişirdik, pişirdik…

Sonra; kapağı açar açmaz tavşan bir sıçramada kaçtı..

Bunu güzelce yedik…

Fakat ağzımızın haberi yok.

Tekrar yola çıktık…

Tavşan bizi fazla susatmış olacak ki;

Dehşetli su içesimiz geldi..

ileride üç oluk gördük;

Bunların ikisi kuru,

Ötekiler susuz idi…

Suyu olmayandan kana kana içtik..

Artık akşam oluyordu..

Geri döndük.

Geri gelirken öyle bir gürültü koptu ki;

Dünyayı batıracak sandık.

Biz gittikçe gürültü çoğaldı…

Durup baktık;

Tel direğinde topal ve uyuz bir pire…

Meğer bütün dünyayı gürültüye salan bu imiş…

ESA, buna kurşun attı;

Yedi yerinden vurdu…

Giresun’un yılanı;

Gelir dağı dolanı dolanı…

Bugün çok söyledik yalanı;

Yarına geri kalanı…

—————

Sevip-sevmediğinizi bilemem…

Ancak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki;

Çok-çok eski tarihlerde…

O günün ‘Halkevleri’ ve ‘Amatör Spor Kulüplerinin’ öncülüğünde, birbirinden güzel ‘Sanat ve Kültür’ etkinlikleri düzenlenirmiş…

Ki, sohbetimizin ‘giriş’ kısmında da ifade ettiğim gibi;

Bu sizinle paylaştığım mizah ve epik tarzda yazılmış masal, o günlerde yapılan ‘sanat etkinliklerinde’ anlatılan gülmece masal tarzlarından birisiymiş…

Kaynak;

Gireson Halkevleri-Aksu Dergisi Ülkü ve Kültür Mecmuası…

Yıl; 1934

Yazı işlerine bakan;

Refik FİKRET (Aynı zamanda Giresunlu bir şair)

Bir başka sohbette buluşmak üzere;

Olumsuzluklardan uzak…

Mutluluk sarmalında, sağlık ve esenlik içerisinde kalın…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM