Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
DAĞ BAŞINDA BİR NAHİYE VARDI VİLAYET MERKEZİNE ÇOK UZAKDI
  • 0
  • 451
  • 27 Ekim 2022 Perşembe
  • +
  • -

Protokol sayısıysa;

Bir ‘Bucak’ Müdürü…

Birde ‘Karakol’ Komutanı olmak üzere;

Topu-topu iki kişi kadar filandı..

Kurumsal ve resmi ‘birim’ olarak da;

Küçük bir nahiye müdürlüğü binası…

Yine küçük ölçekte bir Karakol…

Daha çok tek öğretmenin çalıştığı bir İlkokul…

Orman İşletme Şefliği…

Hava durumlarının çetelesini tutan bir Metroloji Birimi..

Uzaklarla iletişim kurabilmek için bir Telgrafhane…

Şahsa mahsus mülkiyetlerden ise;

Ortasında ‘odun sobası’ olan bir-iki Kahvehane…

Bucak yerleşkesinde yaşayanların ve yaz mevsiminde buraya üç-dört ay konaklamaya gelen ‘yaylacıların’ et ihtiyacını sağlamak için bir-iki Kasap ve ‘gaz, tuz, şeker’ benzeri ihtiyaçları satan birkaç esnafın bulunduğu bir yerleşke sohbetini yapacağımız Bucak…

Nahiyenin ismini söylemeden -sizin de farkına varacağınız üzere- sürekli ‘Bucak’ diyorum…

Çünkü, sohbetini yaptığımız ‘tarih yerleşkenin’ kuruluş çok eskilere dayandığı gibi Dereli ilçesinin ‘nahiye’ olma tarihinden 60 yıl daha geriye dayanmaktadır…

Ve Osmanlı kayıtlarında ‘KURIK’ olan bu ‘Nahiyemiz’ süreç içerisinde hem ‘KULUKKAYA’ olarak unvanını sürdürmüş…

Ve bir zaman sonra da Nahiyeyi yöneten Yavuz Kemal Erkin isimli Müdür, bu ilçeye kendi adını vererek ‘YAVUZKEMAL’ olmuştur…

Nahiyeye kendi ismini veren müdür;

Birinci görselde paylaştığım fotoğrafta ve bir Cumhuriyet Bayramı protokol da Karakol Komutanıyla oturan kişidir Yavuzkemal (Erkin)..

Burada bir ara bilgi notu daha düşmek istiyorum, o da şu;

Öğretmen olduğum ilk yıllarda Dereli ilçesinin ilk belediye başkanı Muzaffer Ocak, ilçe parkında yapılan özel bir sohbette şöyle

diyordu;

‘Yavuzkemal’in de, Dereli Nahiyesinin de son ‘Bucak Müdürü’ Yavuz Kemal Erkin’dir” diye dinlemiştim…

Şimdi asıl haftalık sohbet konumuz olan ‘Cumhuriyet Bayramı’ söyleşisine geri dönecek olursak;

Görselde paylaştığım fotoğrafta da görüldüğü gibi (yapıldığı tarihi pek saptayamadım) muhtemelen 1954-55 yılları arasında yapılan bir Cumhuriyet Bayramı töreni…

O dönemin Yavuzkemal Nahiye Yerleşkesi;

Deniz seviyesinden ‘rakım’ olarak 1400 küsur metre yükseklikte olsa da…

Hemen-hemen her gün sis ve duman başından eksik olmasa da…

Protokol sayısı çok eksik kalsa da;

Cumhuriyet Bayramı başta olmak üzere, bütün ‘milli bayramları’ inanarak ve yürek coşkusuyla kutlarlardı…

Ve ‘cumhuriyetine’ bağlı o idealist yöneticiler ki;

Deri koltuklarda oturmayı düşlemezlerdi…

Onlar ‘protokol zevatının’ önüne kurulan çiçekli ve su sürahisi konulan ‘sehpaları’ pek bilmezlerdi…

Onlara;

Gürgen ağacından yapılmış ağaç bir sandalye artarda-yeterdi…

Hele hele ‘Cumhuriyet Bayramlarında’ birde ‘davul-zurna’ temin ederlerse, bu keyif onlara yeterdi…

(Davul-zurna görseli de vardı ama ben burada paylaşmadım)

Üstelik fazla şatafat onların neyineydi!!?

Şimdi siz ‘sohbet paydaşlarımdan’ özel bir ricam olacak, o da şu;

Lütfen paylaştığım görsellere bir kez daha bakın…

Protokol da sadece ‘Bucak’ müdürüyle birde ‘Karakol Komutanı’ ve birde ‘Cumhuriyet Bayramıyla’ ilgili konuşma yapan kamu görevlisinden ve birde halktan başka kimseyi görebildiniz mi?

Hayır…

Halbuki ‘KULAKKAYA’ veya ‘YAVUZKEMAL’ denildi mi;

Vilayet merkezinde oturan zenginlerin yerleşkesidir bu yerleşke…

Yani, zenginlerin ve ‘zadelerin’ sahil sıcağından kaçmak için ‘sayfiye’ olarak kullanıldığı ve temiz havanın soluklandığı yerdir Yavuzkemal Nahiyesi…

Bu tespiti yaptıktan sonra;

İnsanın yine ‘hınzırlığı’ depreşiyor!..

Kalıplaşmış düşüncelerden farklı düşünesi geliyor!

Ve düşünmeden edemiyor;

Üç ay, dört ay, yaylaların temiz havasını teneffüs edip kokluyorsunuz…

Etiyle-sütüyle besleniyorsunuz…

Üretenin ‘yemeye’ kıyamadığı kaymağı, peyniri ağzınızı yalayarak mideye indiriyorsunuz…

Neden bir gün olsun;

Halkın kutladığı ‘milli bayramlara katılıp kutlamıyorsunuz? diye sorası geliyor insanın…

Özetlersek;

Bundan 60-70 yıl öncesi ‘idari yerleşkeler’ en yüksek dağların başında da olsa ‘milli bayramlar’ milli bütünlük içerisinde ve büyük bir coşkuyla kutlanırdı…

Varsın;

Yerleşkede var olan makamların ‘çelenk koyacakları’ bir Atatürk Heykeli veya Cumhuriyetin bir simgesi olmasın…

Onlar;

Ortaya bir masa koyarlar…

Asılması gereken yerlere bayraklarını asarlar…

Masanın üzerine de ‘demirbaşa kayıtlı’ Atatürk Büstünü koyarlar…

Ve hemen önüne de saygılarını çelenkle belirtecekleri ‘çelenklerini’ koyup ve şiirler okuyup, günün konuşmasını yaparlar…

(Tıpkı görselde paylaştığım fotoğraftaki gibi)

Şimdilik;

Hoş ve hoşça kalın…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM